26 Ağustos 2011 Cuma

Müşfik Kenter



Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi? 
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi? 
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"... 
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar... 
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında 
bitecek hepsi. 
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum! 
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program 
verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? 
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını? 
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? 
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? 
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? 
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? 
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın 
tomurcuklandığını? 
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında? 
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda? 
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı 
yetmiyor? 

Müşfik KENTER

25 Ağustos 2011 Perşembe

Civciv














Uzun yıllar önce bir köyde her şeyi bilen bir bilge yaşarmış.
Tüm köydeki kızlar bilgeye ilgi duyuyorlarmış.


Köyün en yakışıklı delikanlısı bilgeyi yenerek onu başarısız kılmak istermiş.

Delikanlı bir plan yapmış; elinde bir civciv tutacakmış.
Elinde ne olduğu soracak, bilge doğru cevap verirse,
"Peki civciv ölü mü diri mi?" diye soracakmış.

Ölü derse, civcivi öldürmeyecek, diri derse civcivin boynunu kırıp öldürecek, böylece bilgeyi yenecekmiş.
Herkesin önünde delikanlı planını devreye sokmuş: "Elimde ne var ey bilge?" demiş.

Bilge: "Civciv" diye yanıtlamış.

Delikanlı: "Peki ölü müdür, diri midir?" diye sormuş.

Bilge: "Bu sana bağlı"

Uzun İnce Bir Yoldayız...


İyi ki varsın. İyi ki hayatımdasın... 

Sen benim tamımsın, ışığımsın, aynamsın.
Geçmiş geçmişte, gelecek ise yok...

Sadece "an"ımız, nefesimiz var,
Ve gelecekteki şimdilerimiz, hayallerimiz, yol haritamızın belli belirsiz görüntüsü...
Sen hiç hayatında "şu an" olmayan bir durum yaşadın mı aşkım?

Bunlarla ilgili "nasıl"ı O'na bırakalım olur mu?
Güvenli, Cesur ve Huzurlu olup... Akışa güvenelim...

O, insana kaldıramayacağı yükten fazlasını vermez. 

Bu yolu seninle eğlenerek, ağlayarak, beraberce özgürleşerek yürüyeceğiz.

Seni Seviyorum...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Monopoly



Teknolojinin bu kadar yaygınlaşması bir çok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Hayatımızı kolaylaştırıyor mu? 
Yoksa daha içinden çıkılmaz bir hale mi getiyor? 
Bizi sosyalleştiriyor mu?
Yoksa izole olmamızı ve sosyal yeteneklere olan ihtiyacın azalmasını mı sağlıyor?





Tüm bu gelişmelerinden en çok etkilenen de oyun dünyası... 
Özellikle çoçukların hayatı öğrenmelerinin en güzel yolu oyun oynamak. 
Doğru oyunlarla fiziksel beceri, sosyalleşme, rekabet, alışveriş, sevinç, paylaşım, taktik geliştirme...

Bizim zamanımızın oyunları, yerlerini bilgisayar ve oyun konsollarına bırakıyorken bazı oyunların farklı versiyonlarının çıkması çok sevindici; özellikle Monopoly! 
Bazılarımızın "Borsa" versiyonunu oynadıkları Monopoly birçok seçeneği ile elle tutulur, yakınlarınızla oynabildiğiniz bir oyun.

2011'de Dino (1974) ve Bebi (2006) ilk "Şimşek McQueen" Monopoly oyununu oynadı. 
Dino'nun ikide bir "otopark" yerine "tapu" ve
Bebi'nin de "iflas etmek" yerine "Pes ediyor musun baba?" demesini bir yana bırakırsak çok eğlenceli ve keyifliydi...


Darısı tüm baba ve oğullara, tüm aile ve yakın olmak isteyenlerin başına...