30 Nisan 2012 Pazartesi

Üç Boyutlu Eğitim



Size bir sunum yapıldıktan sonra, zihnimiz gördüklerinin %80’ini, yazılı malzemenin %20’sini, duyduklarının ancak %5’ini aklında tutabiliyor. Hele bir de anlatılmak istenen objenin İki boyutlu yansıması ise, zihin de bunu bu şekilde hatırlıyor.

Haftasonu katıldığım Üç Boyutlu Eğitim Konferansında (3ducation Eğitim ve Teknoloji Konferansı), öğrencilerin ilgisini çekmek, daha iyi anlamalarını sağlamak ve en önemlisi öğrendiklerinin “akılda kalmasını” sağlamak için tasarlanmış Üç Boyutlu Eğitim İçeriklerini izledim.

En çok aklımda kalan, deneyimlerinden sonra bir öğrenciye sorulan soruya verilen cevap:
  • “Gerçek bir hücreye mi bakmak istersin, yoksa Üç Boyutlu Animasyonuna mı?”
  • 'Animasyona'
  • “Neden?”
  • 'Daha Gerçek'


Neden animasyon daha gerçek? Bir kalbin içerisinde kanı akışını, hücrenin yüzlerce kat büyütülmesini, dinazorların koşularını, Istanbul’un fethini, şeffaf olan hava ve suyun akışlarını, yıldırımın nasıl oluştuğunu üç boyutlu canlandırabiliyoruz.
Bunlar gerçek objelerde gösteremeyeceğiniz detaylar.


Üç boyutlu eğitim alan bir grup ev ödevlerini üç boyutlu yapıp getirirken, bu eğitimi almayan öğrencler iki boyutlu resim çizip ödevlerini getiyorlar. Bu, üç boyutlu eğitimin hayal gücümüzü, anlama düzeyinimizi ne kadar geliştirdiğinin bir göstergesi.

Bu gerçeğin ötesinde bir durum!

26 Nisan 2012 Perşembe

Müşterinizin, Hedef Kitlenizin Nasıl Dikkatini Çekersiniz?


Müşteriler ile bağ kurmak, onların dikkatini çekebilmek en önemli satış ve pazarlama meselesi haline geldi.
Bu kadar çok mecra ve rekabetin olduğu ortamda müşteriye bir duygu yaşamanız gerekiyor ki, onunla bağ kurun, ürününüz, markanız hatırlansın, tercih edilsin.
Bunun için müşterinin Zihni’ne ualaşabilmeniz gerekiyor. Genelde tecrübelrinizle de biliyor olsanız psikolog ve nörobilimcilerin analizleri ışığında çıkartılmış 9 adım:

1. Soru Sorun
Beyni çalıştıracak sorular sorun. Çok basit veya çok karmaşık olmasın. Zihin çözmeyi sever.

2. Problemlerini Belirleyin
Ürününüz çözdüğü müşteri problemini sunun. Karar verici beyin problemi hemen çözmek isteyecektir. Dinleyicideki reflekleri çalıştıracak çözümleri sunun. Eğer ürünün özellikleri problemi çözmekle örtüşüyorsa ilgi çektiniz demektir..

3. Hikaye Anlatın
Güzel bir hikayeyi herkes sever. Hikaye dinlemek kolaydır. Konuya duygu katar. Kolay hatırlanır.

4. Karşılaştırma Yapın
Ürününüz olunca ne değişiyor bunun vurgulayın. Rakliplere göre belirgin ve ispat edilebilir fark nedir? Jenerik betimlemelerden kaçının. Zaman içerisinde kazanılacak faydaları belirtin. Zihin karşılaştırmaları sever.  

5. İspat Edin
Çoğu zaman Zihnimiz mantıklı olmayan kararlar verir. Bunun en önemli sebebi o anda bir şeyden etkilenmesidir. Cihazınız sağlamsa üstünde tepinin. Pazar lideri ise satış rakamlarını gösterin. Sessizse bunu deneyimletin. Zihin o anda kararından ötürü kendini rahatlatacak bir ispat arar. Genel çerçeveyi kaçırır.

6. Görsellik Kullanın
Zihin görsel objelere duyarlıdır. Bu sebeple bir şey antırken çizerek veya şemalar üzerinde anlatarak ve ilgili resimler kullanarak anlatın. Uygunsa ürünü gösterin.

7. Müşterinizi Yansıtın
Müşteri ile yakınlık önemli. Biri karşındakine yakın hisseder ise sizi dinleme olasılığı artıyor.
Zihin kendini görünce size güveni artacaktır.

8. Hayal Ettirin
Ürününüz sağlayacağı faydaları hayal ettirin. Zihin gelecek hayalleri kurmayı sever.

9. “Sen” Deyin
Karar veren Zihin bencildir. Devamlı “benim için ne var?” diye araştırır. Biz veya ben diye başlayan tüm kelimeleri “sen” olarak değiştirin. İnsanlar kendileri ile ilgilenir, sizle değil.
Karar verici Zihin’in Dikkatini Çekin... 

20 Nisan 2012 Cuma

Mutlu Olmak İçin Hepimizin Dikkate Alması Gereken Kurallar


Kural 1: Asla kendinden şüphe etme... Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur.... Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile, senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez sadece onlardan farklı olduğunu gösterir. 

Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen seni anlayan insanlar yoksa o zaman çirkin ördek yavrusu hikâyesini hatırla... Muhtemelen sen yanlış yerde yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma. 

Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele olayda yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir. 

Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış. 

Kural 5: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan onlar da kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini veya sana zamanla önem vereceğini düşünme. 

Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak sırf inanmak istediğin için, karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanın kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan... 

Kural 7: Her zaman ama her zaman mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir veya duymak istemediklerini söyleyebilir. Korkma... Ve içindeki sesi dinlemeye devam et... 

Kural 8: Her zaman ama her zaman mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme... Aksine başını okşa kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda kırıldığında acı çektiğinde mutsuz hissettiğinde kendine özen göster,tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine üzmesine izin vermeyeceğini göster. 

Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemekten istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma çünkü kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmediğine bakarak kararlarını ver. 

Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için,  konuşma bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama. 

Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer kendinin dostu olabilirsen. 

Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma. Ne kadar zor olursa olsun yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise sonsuza kadar kendini aşka kapatma.

19 Nisan 2012 Perşembe

Bir Tutam Nane


Yeni bir reklam kampanyası mı düşünüyorsunuz? Yeni bir stratejiye mi ihtiyacınız var? Araştırmalar gösteriyor ki, dışarıdan birinin yeni bir fikir oluşturmada olumlu etkileri oluyor.

Farklı bir sektörden veya sosyal statüden birinin dahil edildiği ekipler daha iyi kararlar verebiliyorlar.

Dışarıdan gelen kişinin varlığı bile mevcut kadronun “rahat alanından” çıkmasına sebep veriyor. Biz bize yapılan bir toplantıdan, izlendiğiniz bir toplantı şekline geçiyor durum.

Iyi haber ise, dışarıdan katılacak kişinin bir guru ve pahalı bir danışman olması gerekmiyor, önemli olan bu kişinin mevcut ekipten belirgin farkları olması, erkek grup için bayan, reklamcı ekibin içine mühendis veya stajyer olabilir...

Bu kişinin çok konuşması veya fikir dolu olması da şart değil. Varlıkları bile mevcut takımın daha güçlü düşünmesini sağlıyor.
Bu da ekiplerin ne kadar geniş yelpazede oluşturulursa o kadar başarılı olacağını ortaya koyuyor.

Mevcut tarifin içine bir tutam nane atın ve görün sonuçları!

17 Nisan 2012 Salı

"Anneciğim, Teyzeciğim, vs"


İnsan neden kendi çocuğuna "annecim" veya "babacım" diye hitap eder?

Gelenek veya ağız alışkanlığı ise, kaynağı nedir? Bundan bir zevk alınıyor mu? Zevkli değilse neden yapılıyor? Oğlum, kızım demek çok mu saçma? Özellikle ülkemiz moda olan bu kullanımın kökeni nedir? Şu ana kadar diğer dillerde böyle kullanıma rastlamadım. 

Peki tam tersini düşünelim: Çocuklarımız bize "çocuğum" veya "oğlum, kızım" diye hitap ediyor mu? Etmiyor... Etse de saçma olurdu. Çocuklarımız için en önemli kişiler ebeveynleri... Onlara hayat veren anne ve babaları... Onlar için adeta Tanrı! Onlarsız hayatta kalamayacağını düşünen çocuğa "annecim", "babacım" diyoruz... 

Çocuklara zararı var mıdır? Neden bu kadar önemli bu? 
Bilinçaltına nasıl bir mesaj gidiyor?
Çocuğa anne ve baba sorumluluğu yüklüyor mu?
Çocuğun bilinçaltı kendini annesinden veya babasından sorumlu mu hissediyor?


0-6 yaş arasındaki çocuklarımızın zihinsel durumu süngere benzetilebilir. Neokorteks henüz gelişmediğinden dolayı, çocuklarımız duydukları her şeyi doğru zannedip kaydeder. Aileden gelen temel inançların bir kısmı bu yolla oluşur. Freud'un ortaya koyduğu şekilde bu yaşlardaki deneyimler hayatımız için oldukça etkilidir.

Ayrıca atalardan gelen dinamikleri de katarsak, duygularını belli etmeyen babalar, ezilmiş annelerin olduğu bir ebeveynden geliyorsak, anne ve babadan hayat enerjisini almakta zorlanabiliriz ve içgüdüsel olarak anne ve babamızı kurtarmak adına her şeyi yapabiliriz. Tüm bunların üzerine çocuklarımıza "annecim, babacım, teyzecim, halacım..." gibi söylemler çocuklarımıza fazladan yükler ekleyebilir.

Hem sonuçta, ne gerek var?..

15 Nisan 2012 Pazar

Sadece Beynimiz Mi Karar Veriyor?



Her ne kadar Zihinsel Pazarlama metodları bireylerin zihinlerindeki aktivitelerin hangi bölgelerde gerçekleştiğine bakarak “gerçek satınalma” kararlarını bulmaya ve bizi aydınlatmaya çalışsa da, kararlarımızı etkileyen sadece beynimiz değil. 

Öyle olsaydı tüm insanoğlu aynı karar kalıplarını uyardı. Cinsiyetimiz, yaşımız, hangi kültürden geldiğimiz ve atalarımızdan kalan miraslar bizleri etkileyen faktörler.
Konu ile ilgili en çarpıcı örneklerden biri Kore havayollarındaki durum.
Bildiğimiz üzere Havayolu en güvenli ulaşım yollarından biri. Nadir olarak gerçekleşen kazaların sebebi teknik arıza değilse ağırlıklı olarak Kaptan Pilotun verdiği hatalı bir kararı...

Yıllar önce, Kore havayollarının ortalamanın çok üzerinde kaza oranları ile karşı karşıya kalındığında yetkililer, yurtdışından danışmanlık firması ile anlaşıp konunun özüne inmeye çalışıyorlar.

Sonuçta, pilot ile yardımcı pilot arasındaki iletişimsizliğin hat safhada olduğu anlaşılıyor. Kore geleneklerine göre üstünüze bir şey söylemek son derece ayıp ve üst her zaman haklı ve genellikle üst altına sert davranıyor.

Bu sebeple yakıtın bittiğini bile anlatamayan yardımcı pilot, bu inanılması güç hikayler sonucunda kaderine razı oluyor.

Aynı şekilde şirketinizde de yöneticileri yanlış kararları alt veya aynı seviyedeki iş arkadaşları ile olan sağlıksız iletişime bağlı olabilir. Özellikle de günlük aksiyonda büyük rol oynayan orta-düzey yöneticilerin iletişim duvarlarının yıktığından emin olun.

Zihinsel pazarlama yöntemlerini de doğru hedef kitlenize, kültür, yaş ve cinsiyet farklarının ayırt ederek kullanmak için neler mümkün?

14 Nisan 2012 Cumartesi

Şekerin olumlu etkileri olabilir.


Bu sadece diyet yapmak zorunda kalanlar için bir haber değil.

Psikolog  Roy Baumeister yaptığı bir araştırmada alttan gelişi güzel geçen yazılar olan bir video filmi izlettiriyor. Normal olarak, bu alt yazılara pek dikkat edilmiyor.
Aynı grubun yarısına bol şekerli limonata, diğer yarısına da tatlandırılmış limonata içiriliyor ve hepsinden verilecek tariflere göre bir apartman dairesi seçilmesi isteniyor.

Gerçek şeker içenler diğer gruba göre çok daha doğru ve hızlı seçimler yapmışlar. Zihinsel pazarlama yöntemleri ile anlaşılan mantık merkezi olan alın korteksinde (Prefrontal cortex), ki bu bölge karşılaştırma yapan da kısım, şekerin uyarıcı ektilerinin olduğu.
Yaklaşık onbeş dakika sonra şeker beyinde etkisini göstermeye başlıyor ve alın korteksinin daha çarpıcı çalışmasına sebep oluyor.

Aç ve yorgunken neden daha az mantıklı olduğumuzun ve küçük rahatsızlıklarından bile havamızın bozulmasının kanıtı.

Her ne kadar “beyaz zehir” diye adlandırılan şekerden uzak durmaya çalışsam da masamda bulunan bir gofret her zaman beni yeniden şarj etmeye ve yetiyor.

13 Nisan 2012 Cuma

Sakın Bana Cevap Verme!



Bu lafı sık sık anne babalarımızdan duyduk sanırım.
Şimdilerde ise duyan birçok çocuk vardır.

Aile içi iletişim konusunda, Zihinsel araştırmlar ile ortaya çıkan bulgular şaşırtıcı:

Ebeveynlere “Cevap Vermek” zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor!

Çocuklara sadece “yap” demek gelişimlerine zarar veriyor, araştırma sonuçlarına göre istenen eylemin de nedeninin açıklamak gerekiyor.

İşte Tony Dokoupil’in 8,000 çocuk üzerinde yaptığı araştrmanın sonuçları:
Amerikada Latin kökenli bebekler diğer gruplara göre avantajlı doğuyorlar.
Daha ağır ve sağlıklı doğumlarının sebebi Latin kökenli annelerinin daha iyi besleniyor ve diğer ırklara göre daha az sigara ve alkol içiyor olması.
Ancak 2-3 yaş sonrasında gelişim açısında geriye düşmeye başlıyorlar, çünkü Latin kökenli ırkın geleneklerindeki anne baba baskısı ön plan çıkıyor. Bu kültürde çocuğa açıklama yapmadan emir vermek yaygın.

Görünen o ki, en azından, belli bir seviyeye kadar çocuklarımız ona verilen talimatları anlamalı ve onunla yaşı ne olursa olsun belli bir düzeyde tartışma ortamı yaratmalı.

“Nedenini bilmiyorum, Annem söyledi...” demelerini mi tercih edersiniz? 

12 Nisan 2012 Perşembe

Video Oyunları Yararlı mı?



Video Oyunları, beyin faaliyetlerini olumlu yönde etkiliyor mu?
Zihinsel Pazarlama, bu konuya dair daha fazla kanıtlar buldu:
Aksiyon oyunu oynayan kişilerin %25’i hassasiyetlikten ödün vermeden diğerlerine göre daha hızlı karar alabiliyorlar.
Ayrıca, düzenli oyun oynayanlar kafaları karışmadan aynı anda altı şey ile ilgilenebiliyorlar. Ortalama rakam ise dört...
Bilim adamları oyun oynayan kadınların 3D (3 Boyutlu) objeleri daha iyi kavrayabildiği buldu. Bu araştırmaların çoğunluğunun yetişkinler üzerinde yapıldığını unutmayalım.
Peki ya, özellikle çocuklar için bağımlılık tehlikesi  yaratan oyunların etkisi ne?
Denetim altında, belli saat dilimlerinde oynatılan ve içeriği vahşet içermeyen oyunlar oynayan çocuklardaki en büyük olumlu gözlem “yaratıcılıklarındaki gelişim”.
Diğer yandan, cep telefonun çocuklar üzerinde olumlu bir etkisi gözükmüyor.
Bu demek değil ki video oyunu oynayarak çocuklarımız her şeyi öğrenecek.
Ancak araştırmalar doğru miktarda zararsız içerikli video oyunlarının yaratıcılık tarafında fayda sağlayacağı...
Ne demişler; herşeyin azı karar, fazlası zarar diye...

11 Nisan 2012 Çarşamba

Dik Durmak ve Gülümsemek


Herkes bilir ki gülmek veya kaşlarımızı çatmak o anki ruh halimizi etkiler.Şimdi zihinsel pazarlama teknikleri gösteriyor ki Dik Durmak düşüncelerimize olan güvenimizi artırıyor.
Araştırmacıların buldukları sonuçlar şu şekilde; dik duran kişilerin iş görüşmelerinde kendi meziyetlerini çok etkili bir şekilde ifade ediyor, dik durmayanların ise kitaba bağlı özellikleri sıralamakla kalıyor.
Kendini değerlendirme anketlerinde ise dik duranlar kendilerine daha yüksek notlar veriyor.
Diğer bir bulgu ise vücudumuzda çift yönlü bir geri besleme mekanizması var. Olumlu ruh halimiz gülümsememiz ve dik durmamızı sağlıyor, diğer yandan dik duruş ve gülümseme de  beynimiz de olumlu ruh hali sinyalleri verebiliryor.
Haydi gülümseyin ve dik durun!

10 Nisan 2012 Salı

Marka Sevgisi


Bazı markalar tüketicilerin onları çok sevmesinden dolayı büyük bir avantaj yakalmamış durumdalar. Apple, Coca-Cola, Lacoste, Adidas ve Google gibi... Tüketiciler bu markalara bağlı oldukları kadar, bu markaların avukatlıklarını da yapıyorlar.

Peki sevmediğimiz markalar?

Yeni Rakı, Samsun sigara, Kuş serisi arabalar... bunları severek mi aldık? Severek mi kullandık?
Sevilmeyen markaların Pazar payı düşük mü? Veya düşüyor mu?
Bu markalar sevilmese bile satış yapıyorsa başka satış argümanları var demektir:
Uygun fiyat, yaygınlık, kolay kullanım, yaygın satış sonrası servis, tekel durumu vs.

Düşük fiyatlı Indirim Marketlerinin düşeceği tehlike fiyat rekabetinden dolayı yapılan düşük marjlar ve dolayısıyla düşen hizmet kalitesi, ilgi ve teşhir düzeni...
Marka sevgisine hiç ilgi göstermeyen markaların yüzleşmesi gereken ikinci tehlike rakip geldiği zaman marka bağlılığının sıfır olması. Bu da rakibe bir bariyer koyamayacağını gösterir.

Bir markanın sadece tüketici tarafından sevilmesi de yetmez. Bu ürünü satan kişi ve kurluşların da markaya sıcak olması gerekir ki tüm çarklar doğru ilerlesin.
Ericsson, Nokia, Sony gibi bir zamanların Pazarda hakim durumda olan markalar, satış kanallarında mı, tüketiciye kendilerini sevdirme konusunda mı hata yaptılar?
Kısa vadede ürün ve fiyat oyunda galip gelebilir.
Uzun vadede galip gelmek için Markanızın daha fazla sevilmesi ve bunun arkasını destekleyecek sebepleri yaratılması ve korunması gerekiyor.

Sadece, Marka ifşası (Branding) sadece markanın sevilmesini sağlamayacaktır.
Markayı sevdirecek rakiplerde olmayan özellikler, servisler olmalıdır.
Markanın kendi hizmet ve ürünü ile ilgili Sosyal Sorumluluk Projelerinde reklamı abartmadan yeralmsı bunu destekleyecektir. Tasarım da ve kişiye katacak prestij de marka sevgini ektileyen faktörler arasındadır.

Tüm bu faaliyetleri yaparken gerçek sevgi kıvılcımlarını Zihinsel Pazarlama yöntemleri ile ölçülmesi Yatırım Geri Dönüşü hesaplarında ve doğru işlerin yapılıyor olmasında size şahitlik edecektir.


7 Nisan 2012 Cumartesi

Amacınız Satış mı?

Amacını satış ise, tüketicilerin "satın al" düğmesinin nerede olduğunu merak ediyorsunuzdur. İşte bu düğme eski beyindedir. Eski beynimiz 450milyon yıldır insanoğlunun ilk evrimi ile beraber beynin en eski kısmıdır. Dışda bulanan yeni beyin düşünce merkezi, orta beyin duygu merkezi ve eski beyinde karar verme merciidir.


Genellikle tüketiciler bilinaltı seviyesinde nasıl karar verdiğini bile bilmeden satın alma eylemini gerçekleştiriyorlar. Bu kararları veren eski beynin empati veya sabır gibi özellikleri yok. İşte bu noktada Zihinsel Pazarlamayı (NeuroMarketing) eski beyin ile iletişim kurmakta kullanabilirsiniz.


Temelde altı taktik ile mesajınızı iletebilirsiniz:

1. Eski Beyin Bencildir
Bu sebeple sen/senin diye hitap etmeniz gerekiyor.

2. Kontrast

Karşıtlık kavramlarını hemen algılar. Siyah Beyaz bir sahnede renkli bir obje, gürültünün arasında bir anlık sessizlik gibi...

3. Fayda / Yarar

Ürün veya servisten alınacak faydayı direkt ve net olarak söylemek. "30 dakikada evinizde" gibi.

4. Başlangıç ve Son

Eski beynin algıları başlangıçta ve sonda açıktır. Can alıcı mesajı başta verip, sonda hatırlatırmalıdır.

5. Görsellik

Eski beynin aklında ağırlıklı görsel uyarıcılar kalır, söz ve yazı arka planda kalmaktadır.

6. Duygu

Eski beyin eğer emniyette hissediyorsa, duygusal öğeler akılda kalıcılık açısından önem kazanıyor. Tüketici mesajı alırken aşırı duygular hissedebilirse o mesajın hatırlanması ve etkisi daha fazla olacaktır.

5 Nisan 2012 Perşembe

Havaya Girmek


İstanbul ve hatta bazı büyük şehirlerimizdeki trafik malumunuz...
Bu Trafik sıkışıklığını fırsat bilip, bir çok tıkanık noktaya konulan "Açıkhava Reklam" uygulamaları amacına hizmet ediyor mu?

Markalar için doğal olarak sık gözükmek ve akılda kalmak, kolay hatırlanmak önemli... 
Zihinsel Pazarlama teknikleri ile yapılan araştırmalarda önemli veriler bulundu: 
"Tüketiciler marka ile ilgisi olsun ve olmasın bulundukları ruh halinden dolayı eğer kendilerini huzursuz, mutsuz hissediyorlarsa, bu onların marka algılarını da etkiliyor."
Çok önemli bir yemeğe geç kalmış, trafikten bunalmış birinin herhangi bir markanın reklamına sıcak bakamıyor; bunu bilmese bile.




Bu sadece trafik için geçerli değil, örneğin hava fırtınalı ve yağışlı ise hava durumu sonucunda beyinimizde olumsuz sinyaller oluşuyor. Aynı şekilde çok lezzetli bir yemekten daha olumlu sonuçlar bekleyebilirsiniz.

Son zamanlarda moda olan restoran veya kafelerin lavabolarında reklam çalışmaları mevcut; bu mekanlardaki deneyimlerin olumlu olmasına dikkat etmek gerekiyor. O atmosferdeki deneyim, marka algısının yansımasını doğrudan etktiliyor.

Markanızın imajı ile ilgili reklamın semti ve lokasyonu da kritik bir faktör.
Sırf hedef kitlemiz buradan çok geçiyor diye uygun olmayan, insanın içini karartan lokasyonlardan da uzak durmakta fayda var.


Diğer bir konu ise, bu mekanlar için markanın katkıları ile keyifli deneyimlere, insanları pozitif ve olumlu ruh hallerine sokabilmek.

Markanızın komşularına da bakmak önemli bir kıyaslama ve ölçü...

4 Nisan 2012 Çarşamba

Vergi Yasaları Kutsal mı?

"Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır." diye bir yazı gördüm. Bir devlet kurumunun binasında yazan bu yazı yasal olan şey kutsaldır demek istiyor.

Vergiler ve kanunlar devamlı değişmiyor mu? Bu ne demek? Kutsal konular da vergilere, devlet politikalarına ve hatta hükumet değişikliklerine paralel değişebilir mi?

Elbette ki, 'vergi vermeyelim' demiyorum, ancak bunun kutsallıkla ne ilgisi var? Kutsal kitabımızın hiç bir kısmında devlet işleri veya devlete verilecek vergiden bahsedilmiyor. Dürüst olmak, hak geçirmemek kutsal açıdan önemli.

Ancak örneğin gelir vergisini %40 olması veya %80 olması arasında nasıl bir kutsal fark var? Gelir vergisi sıfır çıktığında alınan damga vergisi caiz mi? Biri açıklık getirirse ne güzel olur.