31 Ekim 2012 Çarşamba

Rebellion



“Gerçek acı veriyorsa yalan öldürür.” [Rebellion Filminden]

Halen dünyamızda koloniler mevcut; bunlardan biri Yeni Kaledonya (New Caledonia).
Fransa kolonisi olan bu ada, Fransa’dan 19 bin km uzakta, nüfusu 250,000 ve yüzölçümü Antalya ilimizden biraz daha küçük. Çift bayrağı olan bir ülke. 




Amblemi ise çok hoş ve anlamlı; insan, deniz, ağaç, tekne ve midye. İnsanın doğaya karşı minnetini ve uyumunu gösteriyor.

Filmi konu olay, 1988’de Ouvéa Mağarasında Fransız rehinlerin alınması ile başlıyor. Basit bir rehin alma operasyonunu sukünet ile halletmeye çalışan Yüzbaşı Philippe Legorjus, anlıyor ki, çok kısa bir süre sonra yapılacak başkanlık seçimlerinde François Mitterrand’ı tekrar seçtikmek kullanılmak üzere bir malzeme haline gelmiş. Bu sebeple, arabulucuk görüşleri kesilip ne olursa olsun olayı bir güç gösterisi haline kasten sokulur. 3 gün sonra Mitterrand %54 gibi oyla Chirac’i (%46) geçer ve ikinci kez seçilir. Korkunun  her dönem politikanın en gözde bebeği olduğunu bu filmde de görüyoruz. İşte Yüzbaşı Philippe:



Yönetmek Mathieu Kassovitz Rebellion filmini ise hem yazdı, hem yönetti, hem de oynadı. 
Mathieu, Maurice G. Dantec’in romanından esinlenerek senaryosunu yazdığı  Babylon AD filmindeki yönetmelik başarısının yanısıra oyuncu olarak da dikkatleri çekiyor. İlk defa Amelie filminden hatırlayacağınız Mathieu, yakın zamanda Hayatımın Kadını filminde rol aldı.

Rebellion filminin hemen başındaki söz ilginç:
“Hiç bir ordu gerillalara karşı bir zafer kazanamadı.”
Tarih bunlara şahitlik ederken, filmdeki nedenlerden ötürü bazı oyunlar tekrar tekrar sahneleniyor.

30 Ekim 2012 Salı

Hızlı bir Şekilde Yabancı Dil Öğrenmek Beynimizi Geliştiriyor mu?



13-aylık programın ardından yapın beyin taramalarına göre cevap olumlu.

İsveç Askeri Mütercim Akademesinde yapılan araştırmada 13 ayda adaylar akıcı şekilde konuşacak kadar yoğun bir dil eğitiminden geçmişler. Adaylar ‘kontrol grubu’ olarak yine aynı tempoda çalışan ama dil öğrenmeyen üniversite öğrencileri kullanıyorlar. 

Her iki grup da her 3 ayda bir MRI beyin taramasından geçiyor.
Kontrol grubunda bir fark olmazken, dil öğrenen grubun beyinlerinin belli bölgelerinde gelişimler gözlendi. 
Bu gelişim özellikle “hippocampus” denilen bölgede gerçekleşti.
Bu bölge, öğrenme ve navigasyon sırasında kullanılan bölge. 

Ayrıca cerebral cortex denilen kısımda da gelişmeler olduğuna dair kanıtlar var.

Lund Üniversite’nden Johan Martensson’un yorumu şu şekilde:  "Öğrencilerin perfomanslarına paralel olarak beyindeki gelişmelerde değişim gösteriyor. Bu çok şaşırtıcı. Ayrıca daha önceki araştırmalarımıza göre çok dil bilen kimselerde alzheimer hastalığı daha ileriki yaşlarda gözüküyor. Şu kesin ki, dil öğrenmek zihnimiz için iyi bir antreman." 

28 Ekim 2012 Pazar

Hayatımın Kararı


“Dünya soruysa, sen cevapsın.” 
Hayatımın Kararı filminden zihinlere kazınacak en çarpıcı söz.

Nic Balthazar’ın yönetmenliğini yapmış olduğu film, Mario Verstraete’nin gerçek yaşam hikayesini konu alıyor. Mario, aşık olduğu kızın peşinden koşmaz. Başka biriyle bir evlilik yapar, bir erkek çocukları da olur ama sonunda boşanırlar. Beker bir gazeteci olmuştur artık. Mario’nun hayatı MS (multiple sclerosis) hastalığına yakalandığını öğrenince tamamen değişir.

28 Mayıs 2002’de Belçika’da Ötanazi Kanunu kabul edildi. Bu kanuna göre bir kişi yaşamını, yaşamlarının dayanılamayacak durumda olarak algılanması sebebiyle, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yaparak, yüksek dozda ilaç vererek sonlandırılabiliyor. (Kaynak: Vikipedia)

Bu kanunu Belçika’da ilk kullanan Mario, 39 yaşında hayatına son verdirtir. Aşağıdaki Mario son zamanlarında çekilen bir fotoğrafı...

Bu kanun Türkiye’de geçerli değil. 
Bu kanun, en temel soruyu akla getiriyor: 
İnsan ne olursa olsun kendi hayatını sona erdirme hakkına sahip midir?

İslam dinine göre, geçici bir hayat olarak tanımlanan dünya hayatından ebedi hayata geçiş ancak Allah’ın takdirinde. Kendi canına kıymak günah.

Kuantum Düşünce tarzına göre ise başımıza gelen her olayı biz yaratıyoruz ve her olayda bize bir ders, bir fırsat var. Eğer biz bu dönüşümü gerçekleştirmezsek benzer olaylar devamlı başımıza gelmeye devam ediyor.
Derin Nefes Al Neşeyle Kal kitabının yazarı Judith Kravitz, nefes tekniği ile kanserini iyileştirmiş biri ve hayatı daha sonrasında muazzam güzelliklerle devam etmiş. Bunun gibi başına ağır olaylar gelip, daha sonra harika bir şekilde değişmiş insanlar var...


Her ne kadar bu şekilde düşünsek de Evren’in nasıl planlar kurduğunu, nasıl işlediğini anlamak çok zor. Ancak konu onu anlamak mı? Yoksa ona göre yaşayıp, ona güvenmek mi?

25 Ekim 2012 Perşembe

Satışlarınızı Katlamak için Nasıl Slogan Kullanmalısınız?


İki Tip Müşteri
Markalar ve Ürünler için Sloganlar her yerdeler, fakat hakettikleri değeri alıyorlar mı?
Araştırmalar gösteriyor ki, tek cümlelik sloganlar müşterilerin ürünleri algılayışlarında derin bir etki yaratıyor. Kilit faktörlerden biri Slogan hazırlanırken, müşterilerin anlayışı ile sloganın içeriniğini eşleştirmek. Özellikle de iki önemki tüketici motivasyonu konusunda: fırsat ve korunma.
Fırsat ve Korunma
Korunma odaklı müşteriler, muhtemel kayıplarını hesaplayarak düşünürken, fırsat odaklı müşteriler yaşamalarını iyileştirecek tekliflere açık oluyorlar.
İlk tp daha karamsar ve risk olmayan bir karakter çizerken, ikinci tip daha olumlu ve yeniliklere daha açık oluyor.
“Tanımlamalardaki farklar çok kurnazca olabiliyor. Eğer araba satıyorsanız, “Daha uzun yol alırsınız” (fırsat) veya “daha az yakıt tüketimi” (korunma) demek arasında ince bir fark vardır. Hedef kitlenize göre bunu belirlemeniz gerekir.Verdiğiniz avantaj aynı olabilir ama söyleme şekliniz veya müşterinin elde ettiği fayda farklı olabilir.”
[Use Motivational Fit to Market Products and Ideas Heidi Grant Halvorson ve Jonathan Halvorson.]
Hangi Yaklaşım en iyisi?
Ana slogan için hangi yaklaşım doğrudur?
Eğer ürün sadece belli bir hedef kitleye gidecekse iş çok basit. Ürününüz hayat sigortası ise müşteriniz doğal olarak korunma odaklıdır. Tam tersi, yüksek getirili ama riskli bir hisse senedi satacaksanız müşteriniz fırsat odaklıdır.
Ancak birçok ürün ve kampanya bunların arasında kalacaktır. Örnek olarak diş macunu... “daha beyaz dişler ve ferah nefes” (fırsat) veya “bakterilere karşı koruma ve çürük önleyici” (korunma). Bu tip durumlarda kimi hedeflediğiniz önemli.

Müşterilerinizi Sınıflandırın
Aynı anda iki tip müşteriniz olabilir. En sağlıklısı her iki mesajı da dahil etmek.
Ama daha iyisi, yapılabiliyorsa müşteri sınıflandırılarak sloganların da ayrışltırılması. Bunu basın bültenlerinizin başlıklarında da yapabilirsiniz. Çamaşır makinasının buharlı yıkamasının anneler için “çocuklara karşı bakteri öldürme” denebilirken, çalışan kadınlar için “hızlı yıkama ile vakit kazancı” diye lanse edilebilinir. Bu ayrım bu kitlelerin reklam mecraları için de yapılmalıdır.
Ürün Sınıflandırılması
Birçok ürünü olan firmalar her hedef kitle için ayrı bir marka veya ürün geliştirmekteler.  
Honda Civic serisi ile performansı ön planda tutarken, City serisi ile ekonomiyi ve az yakıt tüketimini vurguluyor.
Mesajı Ürüne Uygun Bir Hale Sokun
Fırsat: Redbull Kanatlandırır!
Korunma: Avivasa ile Paraları Saçmayın!

En etkili mesajlarda fırsat için kazanç olumlu bir şekilde söylenmeli, korunma için olumsuz olmalı, daha direkt ve vurucu olmalı. Son olarak az kelimede slogan bitmelidir.
Fiyatlandırma Üzerindeki Etkisi
Bir çalışmada doğru hedef kitleye doğru slogan uygulandığında aynı ürün için daha yüksek fiyatlandırma da mümkün olabiliyor.
Sonuç
Sonuç olarak, atılan başlıkla ürününüz doğası ve müşteri yapısının uyumluluğunu azami halde tutmalısınız. Eğer pazarlama stratejiniz izin veriyorsa, müşteri segmentleriniz için ayrı ayrı mesajlar yazabilirsiniz. 

24 Ekim 2012 Çarşamba

300 Spartalı


300 Spartalı’nın kahramanlık hikayesi Zack Snyder yönetmenliği ile müthiş bir görsel şölene dönüşmüş. Filmin müzikleri sizi havaya sokmaya, filmle bütünleşmenizi sağlıyor. Zack Synder Sucker Punch’da da sıradışı görselliği müziklerle birleştirmeyi başarmıştı.
Şimdilerde ise Christopher Nolan ile son Superman filmi olacak ‘Men of Steel’ da çalışıyorlar. 

Gelelim filmin konusuna... Dönemin en büyük ve deşhet saçan Pers İmparatorluğu Horasan’dan Mısır’a, Anadolu’dan Trakya’ya kadar topraklarını genişletmiş, gözünü Yunan Aşiretlerine dikmiş. 

Sparta Kralı Leonidas (Gerard Butler), 300 ‘mesleği’ Savaşçı olan Spartalı’yı alıp dar bir geçit olan Thermopylae’de dev Pers ordusunu ölüme dek savaşarak ağır kayıplar verdirerek özgürlüklerini Pers İmparatoru Xerxes tekliflerine tercih ederler.Bu fedakarlık, daha sonra Pers’lerin yenilgisine sebep olacaktır.

Kraliçe Gorgo’yu canlandıran Lena Headey güzelliğinin yanında rolü icabı Sparta’lıların kadınlara verdiği önemi sergiliyor. Lena Headey’i Terminator: The Sarah Connor Chronicles dizisinde Sarah Connor’dan hatırlarsınız.

Prometheus, A Dangerous Method, X-Men: First Class, Jane Eyre filmlerindeki önemli rollerde oynayan Michael Fassbender filmde diğer dikkat çekici oyunculardan.

300: Rise of an Empire yeni film 2013’de yolda...

22 Ekim 2012 Pazartesi

Bernie


"Bernie" müthiş bir hayat hikayesi!
Temel olarak iki olguda çarpıcı bir örnek Bernie'nin hayatı.

Birinicisi, mesleği... Cenaze Töreni Organizatorü diyebileceğimizi biri işi var Bernie’nin. Özellikle Amerika’da cenaze törenleri ve vefat eden kişinin bedeninin görüşünü kılık kıyafeti ve tabutu çok önemli.
Böyle bir işte bile meslekte bile her türlü detayı ciddiye alıyor, programın aksamaması için kendini şarkı söylemek gibi. Ek değerler yaratıyor işine, müşterilerini avutuyor, hatta cenazeden sonra bile onları evinde ziyaret edip çikolota ve çiçek götürüyor. İşine saygı duyuyor ve o konuda en iyisi oluyor.

Filmin buraya kadar olan kısmı harika. 

Gelelim ikinici konuya:
Bernie kendisi ile ilgili sıkıntıları daha sonra gözlemlemeye başlıyoruz.
Kendi yok, sınırları yok Bernie’nin... Kimseye ‘Hayır’ diyemiyor, kendi dahil.
Ne kadar basit gibi görünen ‘Hayır’ kelimesini gerektiğinde kullanmadığımızda, sınırları olmadığı bir hayatta sonuç bir gün beklenilemeyen bir boşlama oluyor.

Aile hakıkında bir bilgiye ulaşamadım Bernie’nin ancak büyük bir ihtimalle baskın ve ona değersiz olduğunu hissettiren bir babası olduğunu tahmin ediyorum. Bu sebpele kendine güveni olmayan Bernie, içindeki boşluğu doldurmak için devamlı vermeyi, devamlı kibar olmayı ve yardım etmeyi seçmiş olmalı.

Sadece vermiş, almamış... Kendisi ipotekli bir evde yaşayıp, eski bir araba kullanırken, çevresindekilere devam bir yardım etme çabasında olmuş.

Çekim yasasına uygun bir şekilde başkalarının hayatlarını sömüren, her istediğini yaptırmak isteyen, bencil bir kadın olan Marjorie Nugent’ı hayatına çekiyor Bernie. Bu sağlıksız iliişki bir süre sonra Bernie’yi çok fazla zorluyor, ve bir gün yine kendisinin bile anlamadığı bir şekilde onu arkasından vurarak öldürüyor. Bu cinayeti bile planlanmaya cesareti olmayan 
Bernie’nin bilinçaltı artık dayanamayıp bir an için Bernie’yi ele geçiryor ve olan oluyor.

Bernie karakterini canlandıran Jack Black sanki bu rol için yaşamış bugüne kadar. Jack Black her ne kadar ilginç bir oyuncu olsa da işini çok ciddiye alan biri ve müthiş bir seslendirme ustadı. Matthew McConaughey ise canlandırdığı Danny Buck karakterine o kadar benzetilmiş ki kendisini tanımakta zorlandım. Onun da performansı müthiş. Kendini unutturan roller harika!
İşte gerçek Bernie ve Marjorie...



20 Ekim 2012 Cumartesi

Başka Bir Kadın


:
Eğer benim gibi orta yaşlardaysanız, 35-45 arasında bir yerlerde, hiç gençlik halinizde nasıl düşündünüzü, nasıl hissettiğinizi hatırlıyor musunuz? Merak ediyor musunuz? Yetişkinliğe yeni adım attığınız o dönemdeki değerleriniz, hevesiniz, inançlarınız duruyor mu? Yoksa şimdi daha da mı iyi? Yirmili yaşınızdaki haliniz sizinle karşılaşsa nasıl bir diyalog geçerdi aranızda? O halinizle şu andaki hayatınızı değerlendirmek ister miydiniz?

Başka bir Kadın filminde Marie karakteri yeni işe girmiş, sevgilisi ile beraber ilişkinin başlarındayken, birden 15 yıl sonraya atlar ve aradaki bir anısını hatırlamaz. İş hayatındaki hırsı ve değerlerindeki değişiklikten dolayı evliliği de boşanma noktasındadır. Film Marie’nin kendini bulmak adına verdiği mücadeleyi anlatıyor. Geç de olsa farkındalığını bularak, aksiyona geçen Marie’nin hikayesi ilham verici.


Film Frederique Deghelt’in romanından beyaz perdeye aktarılmış.
Marie’yi rolünü canlandıran Juliette Binoche bu aralar son iki seneden altı filmde rol aldı. Elles sırada bekleyen ikinci film. Münih ve Amelie filmlerinden hatırlayacağınız Mathieu Kassovitz de başarılı bir performans sergilemiş.


Oyuncu olarak tanıdığımız Slyvie Testud’un ilk uzun metrajlı bir filmde yönetmeklik deneyimi. Aynı zamanda senaryonun yazılımında da katkıda bulunmuş.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Abraham Lincoln: Vampire Hunter



“Tarih insanları, efsanelere yeğ tutar.
Soyluluğu, barbarlığa tercih eder.
Göklere yükselen nutukları, sessiz eylemlere tercih eder.
Tarih savaşları hatırlar, akan kanı unutur.
Tarih beni her ne olarak hatırlayacak olursa olsun sonuçta gerçeğin sadece bir kesri olarak hatırlayacak.
Her ne kadar bir eş, bir avukat, bir başkan olmuş olursam olayım kendimi hep karanlıkta savaşan biri olarak görmüşümdür.”
[Abraham Lincoln]

Son zamanlarda fazlaca popüler olan Vampir filimlerinden biridir diye önyargısınız varsa kesinlikle yanılıyorsunuz...

Yapımcı "Tim Burton" ve yönetmen "Timur Bekmambetov" isimlerini gördürdüğümde bu filmi merakla beklemeye başlamıştım.
Filmin başında ve sonunda yer alan Lincoln’un sözleri çok çarpıcı.


Filmde Cumhuriyetçi partinin ilk başkanı ve köleliği bitiren önemli şahşiyeti olan Abraham Lincoln’un mücadeleci kişiliği bir Vampir Avcısı olarak kurgulanmış.
Wanted filminden haturlayacağımız Kazak asıllı Rus yönetmen yine muazzam aksiyon sahnelerine imzasını atmış.
Başrol oyuncusu Benjamin Walker’ı fiziğini ve tarzını Liam Neeson’a benzetiyorum. Lakin Kinsey filminde yetişkin Kinsey’ı Liam Neeson canlandırıken, 19 yaşındaki halinde Benjamin Walker görev almış. 
Walker 1.93 boyunda olan Lincoln rolü ile kariyeri önemli bir basamağa çıkmış.

Abraham Lincoln Amerika tarhinin en iyi başkanlarında biri olarak kabul ediliyor. İç savaşı başarı ile yöneten Lincoln önemli bir lider ve hatip.

Adil, Mücadeleci ve Savaşın her anında bile not tutmayı ihmal etmeyen biri... 
Ilginç bir şekilde dört oğlundan sadece bir tanesi yetişkin olabiliyor. Diğer çocukları, 4, 12 ve 18 yaşlarında vefat ediyor. Kendisi ise 56 yaşında bir suikaste kurban oluyor.

Filmde yakalayabileceğinin ilginç felsefeler de mevcut: “Güç nefretten değil, gerçekten gelir.”


Abraham Lincoln’den seçtiğim sözler:
“Hemen herkes sıkıntıya göğüs gerebilir ama insanın asıl karakteri eline kuvvet geçtiğinde ortaya çıkar.”
“Okulda hata yapmanın,hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona (oğlunun öğretmenine).”
“Hiçbir şeyden asla vazgeçme çünkü vazgeçenler yalnızca kaybedenlerdir.”
“Eğer bir ağacı kesmek için bir saatim olsaydı, ilk kırkbeş dakikada sadece baltamı bilerdim.”
“Eğer karşınızdaki kişiye, bütün kalbin ve yeteneklerinle yardım etmeyi kabul edebiliyorsan, işte o zaman onu eleştirebilirsin. Bu olumlu eleştiridir.”
“Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız söyleyeyim; annemdir.”

16 Ekim 2012 Salı

Diet Meşrubatlar: Beyninizdeki Etkisi ve Bel Ölçünüz


Diet meşrubatlar kilo vermenizi sağlıyor mu?

Bu yapay olarak şekerlendirilen içeçekler aslında beyninizi ödül merkezinin kafasını mı karıştırıyor? Physiology & Behavior dergisinin son araştırmasında, hayat tarzımızındaki tercihlerin beynimizi nasıl değiştirdiğine dair bir örnekle karşılaşıyoruz; olumlu veya olumsuz...

Diet meşrubat içenlerin Beyin Taraması

San Diego Universitesi 24 genç yetişkin ile bir araştırma yapmış: grubun yarısı günde en az bir diet meşrubat içenler, diğer yarısı ise yapay tatlandırıcılara karşı bir grupmuş. Bilim adamları saf su ile dönüşümlü olarak tatlandırılmış içeçekleri deneklere verip, Beyin taramaları sonucunda gözler önüne serilen bulgulara bakmışlar.

Sonuç: Diet kullanıcılarının kaudat çekirdekdeki (Caudat Nucleus) aktivatisyonları azalmış.

Bu bölge ödül ve besin alımını kontrolden sorumlu.
Bu bulgular diet ürünlerle obezite arasındaki bağlantı hakkında nasıl bir öngörü verebilir?

Yapay Tatlandırıcılar Ödül Konusunda Kafamızı mı Karıştırıyor?

Çıkan sonuçlara göre, araştırmacılar öngörüsü diet ürünlerin tüketimi ödül merkezi kaudat çekirdeğinin kafasını kaşırtırıyor. Vücud tatlı maddeler alıyor ama kalori olmuyor. Bu sebeple artık şeker beyin için anlamlı bir uyarıcı olmamaya başlıyor. beyin kendini tatlıya karşı kayıtsız kalmayı öğreniyor. 
Güvenilmeyen tahminleri olan diet kullanıcıları daha sonraki tüketimlerinde normalden fazla kalori alma eğilimde oluyorlar.


Basit Tercihler Beynimizi Etkiliyor mu?

Bu çalışmalar şu an için kati deliller vermiyor; sadece beyin aktivitelerine bakarak Diet içeçekler hayat tarzımızı ve sağlığımızı etkiliyor demek için henüz erken. 
Ancak son dönemde karşımıza çıkan “Neuroplasticity” kavramı yaşımızdan bağımsız olarak beynin değişebildiğini, ve nöron ileşiminde yeni yollar bularak bizim için çözümler bulduğu kanıtlandı.Bu sayede öğrenebiliyor, iyileşebiliyor, beyindeki küçük hasarlar karşısında yeni yollar bulunabiliyor. Dolayısıyla yaşam tarzımız beynimizde yeni yollar açılmasını sağkayabiliyor.
Bu sebeple beynimize karmaşık mesajlar gönderen yapay maddeler yerine zihnimizi olumlu yönde geliştirebilecek olumlu faaliyetler öneriyor uzmanlar. 

15 Ekim 2012 Pazartesi

Beynimiz Gelişebiliyor mu?




Her ne kadar Beynin Eski, Orta ve Yeni Beyin gibi genel yapısı ilk insan ile aynı özellikleri gösterse de, yaşımızdan bağımsız olarak değişebildiğini, ve nöron ileşiminde yeni yollar bularak bizim için çözümler bulduğu kanıtlandı.

Bu da temel beyin her yaşta işlemlerinin tekrardan adaptasyonun mümkün olduğunu gösteriyor. Bu sayede öğrenebiliyor, iyileşebiliyor, beyindeki küçük hasarlar karşısında yeni yollar bulunabiliyor.

Bu yeni dala "Neuroplasticity" adı veriliyor. 

İşte bu konu ile ilgili çarpıcı bir video:



10 Ekim 2012 Çarşamba

Büyü Dükkanı



Geçenlerde bir yazarın, laf arasında ‘yaz kitabı’ söylemini eleştirdiğini okumuştum. 
Sahi nedir bu yaz kitabı? Açık renk mi? Hafif mi? İçeriği eğlendirici mi? 
Pazar Sabahı Filmi gibi bir kavram mı? Sanırım yazın hafif giyindiğimiz için kalın bir kitap çok yakışmayacak. Hem plajda okurken elimizde ergonomik bir kitap olmalı...
İşte tam bu tanıma uygun bir kitap aldım elime; Büyü Dükkanı!



Kendisi yaklaşık 130 sayfa, tam yaz kitabı tanımına uyuyor. Kendisi hafif ama içeriği çok derin... Bunun yanısıra kolay okunur bir dili var. Yazarı Yeşim Tüzköz, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden 1985 yılında mezun olmuş ve psikodrama konusunda uzmanlaşmış biri.

Bu kitabı okurken de üstadımız Yasemin Sungur’un söylediği bir cümle geliyor aklıma; kişisel gelişim için sadece kişisel gelişim kitaplarının yetersiz olduğu. 
Özellikle romanlardaki gerçek hikayelerden alıncak dersler bize en önemlli gelişim mesajlarını içermektedir. 

“Büyü Dükkanı” insanların dünyada istekleri şeyler karşısında yapacakları fedakarlıkların pazarlık konusu olduğu bir dükkanı konu alıyor. Her müşterinin aslında “farkındalığını” artıran, hangi taleplerin karşılığında nelerden mahrum kalacağını gösteren çok ilginç küçük hikayeler mevcut.

İşte kendimize alabileceğimiz belli mesajlar:

*Korkularımız

Korkusuz olmakla cesaretli olmak arasındaki ince çizgi vardır. Korku olmadan tedbirsiz davranabilirsiniz veya yanlış kararlar verebilirsiniz. Ancak cesaretle doğru ve tedbirli adımları atabilirsiniz. Korkumuzu cesaret ile birleştirip aksiyona geçebiliriz; ne çok rahat, ne de çok tedirgin olmak iyidir.

*Ne Arıyoruz?
İstediklerimizi iyice bir düşüyor muyuz? Farkında mıyız ne istediğimizin? Ne hayal ettiğimizin? Çok para, mutsuzluk mu getirir? Şöhret, yanlızlık mı? Sevmek mi istiyoruz, sevilmek mi? Zevk, tutku, huzurumuzu bozar mı? Kendimizi gözlemlemeliyiz.

*Mutluluk
“Mutluluğu bir kibritin alevine benzetmişti. ‘Ya esen rüzgar söndürür, ya siz üflersiniz, ya da sonuna kadar yanıp, kendiliğinden söner’ dediğini hatırlatıyorum. Kibritin alevi eninde sonunda söner ama başka bir kibrit yakma şansınız daima vardır.”

*Yaşam Sevinci
Asıl sevinç varolmak... Bu dünyada, bu anda; her anın tek ve benzersiz olduğunu bilmek... Anda olmak ile gününü gün etmek arasındaki ince çizgi. Geçmişten ders alıp, geleceğe dair tedbirler alıp, hayal kurarken anda kalıp bunu derinlemesine yaşabilmek yaşam sevinci. Elimizde olan tek şey “An”, ne geçmiş ne de gelecek ama hep elimizde olmayanlara mı ilgi duyuyoruz? 

*Sağduyu
Her zaman huzurlu olmak mümkün mü? Sağduyumuzu huzursuz olunca kaybeder miyiz?
Sağduyu ve huzur biraz yumurta tavuk hikayesi gibi... Tamamen huzursuz bir kişide sağduyu olması mümkün değil ancak, bazı anlarda kaçan huzurunuzu sağduyunuz ile geri getirebilirsiniz. Sabırlı ve sağduylu düşününce huzura kavuşabilirsiniz.

*Tecrübe
“Bu iş araba kullanmak gibiydi. Ustalaştıkça daha dikkatli olmanız gerekiyordu.“
Ne zaman biri ben oldum dese, bir hata yapma ihtimali artar. Tecrübe mutlaka önemli ancak, ustalaştıkça daha dikkatli olmak gerekir. 

*Şöhret
Önemli olan bir eser meydana getirmek midir? Yoksa tanınmak mıdır? Bu kitabın yazarını tanımam benim açımdan ne değiştirir? Veya onun açısından?
“Bu heykeli kimin yaptığını ikimiz de bilmiyoruz ama saygı duyuyoruz.”

*İçimizdeki Çocuk
Bunu asla öldürmeyin, çocuklara yakın olup, oyunlar oynamaya, yaratıcılığımızı beslemeye ihtiyacımız var. 

Son olarak, kitapda kullanılan Konfüçyüs’ün bir sözünü paylaşmak istiyorum:

“Bir insanın akıllı davranması için üç yol vardır: Birincisi iyi düşünmektir. Bu en soylusudur. İkincisi, taklit etmektir. Bu en kolay yoldur. Üçüncüsü, denemiş olmaktır. Bu en acısıdır.” 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Peace, Love, & Misunderstanding



Hayatdolu ve ilham verici bir film.

Filmin türkçesi "Barış, Sevgi ve Yanlış Anlamalar"
Barış ve sevgi olsa da, sağlıklı iletişimin önemi üzerine film, önyargısız, varsayımsız iletişim ve tabii ki aklımıza şu sorular geliyor filmi izlerken?

İlişkilerimiz bir savaş mı? Savaş olması için taraflar olması, kazanan ve kaybeden olmalı... ilişkilerimiz yenen ve yenilen, baskın ve ezilen ile mi ilgili?


Üç nesil bir arada olan hikayede özellikl anne-kız ilişkisi çok çarpıcı; anne doğa, sevgi ve barış odaklı, cinselliği özgürce yaşayan bir hippi; kız buna tepkisel olarak büyüyen, son derece rasyonel, ciddi, düzenli olan bir avukat...

Filmde müthiş replikler var:
"Bazen sanat hayat gibidir, doğru yola gitmediğini, nereye gittiği tam olarak bilmediğini düşünebilirsin. Ve bunu kabul etmek zorundasın çünkü dönüşüm o sırada gerçekleşecektir."
Bu cümleden sonra, anneanne yaptığı kalp heykelinin son haline karar verir; Kalbin bir tarafı gözyaşı, diğer tarafı uçmaya hazırlanan bir çift kanat...

Hele bir de şu cümleden sonra yüzünüze bir darbe almış gibi oluyorsunuz.
"Çocuklar için ebeveynlerinin insan olduğunu kabul etmek zordur. Herkes gibi, kusurlu oldukları yanlar vardır."

Son olarak ana temalar biri de yaşamımızda kendimize yüklediğimiz sorumluluklar ve yükler... Fimlde yükler bağladığımız kum torbaları ile benzetme yapılarak anlatılmış.
Uçmayan balonlar değil, onlara bağladığımız ağırlık torbaları, bırakın balonları uçsun!

Filmin kadosu ise popüler olmasa da çok usta oyunculardan kurulu.
Hippi anne Grace rolünde Jane Fonda, yetmiş yaşındaki güzelliği ve performansı ile kendine hayran oluyorsunuz. 1989'dan sonra 2005 yılında sinema dönen Fonda, özellikle Georgia Rule fimlinde de benzer bir  rolde keyif veriyor.
Diane rolündeki Catherine Keener ilk defa Being John Malkovich filminde dikkatimi çekti; ilginç bir tarzı olan Keener'ı 8MM ve S1m0ne gibi filmlerden hatırlayabilirsiniz.

Evin kızı Zoe karakterini canlandıran yirmiüç yaşındaki Elizabeth Olsen geleceğin Scarlett Johansson'u olma yolunda ilerliyor. Bundan sonraki filmi Red Light'da daha az rolü olmasına rağmen Robert de Niro ile aynı seti paylaştı Elizabeth.


Ebeveyn olmak zor, ama anneanne/dede ile çocukların arasında ilişki çok entresan ve büyülü... Bu ilişkinin kurulmasına izin vermek, onları yanlız bırakabilmek çok önemli...



6 Ekim 2012 Cumartesi

Hayır Cevabını Nasıl “Evet”e Çevirirsiniz?



İlk seferinde reddedilmek aslında size asıl istediğinizi elde etmek için yardımcı olabilir mi?
Gençlik zamanımda herkesin peşinde pervane olduğu bir kız vardır, ama herkes aynı kıza baktığından mıdır nedir kimse kıza yanaşmaz, herkes uzaktan onu süzmekle yetinir. Kaldı ki herkesin ortasında yapılacak bir hamle kesinlikle intihar... Bu durumdan istifade kıza “benimle çıkmak ister misin?” diye sorar içlerinden biri, kız doğal olarak “Hayır” der. Kibarca “Teşekkür ederim” deyip yanından uzaklaşır. Sonuç mu? Kız sadece ona bakmaya başlar...
Şaşırtıcı bir şekilde doğru bir şekilde ilk ve ikinci taleplerinizi ayarlarsanız bu mümkün.
İkna etme uzmanlarından Robert Cialdini zorlu çocuklar üzerinde basit bir deney yapar.
Kolej öğrencilerine bir hayvanat bahçesi gezisi önce islahevinde iki saat gönül çalışmaları istendiğinde sadece %17 civarında bir öğrenci olumlu yanıt vermiş. İkinci deneme de reddedilme taktiği ile olumlu cevaplar %50’ye fırlıyor.
Bu kadar artış nasıl oldu? Önce çok daha uzun bir zaman için talepte bulunuldu; iki yıl boyunca haftada iki saat gönüllü ücretsiz çalışma – söylemeye gerek yoktur sanırım, kimse gönüllü olmamış. Daha sonra sadece tek sefer iki saatlik teklif ile beraber kabul edilme oranı 3 kat civarında gerçekleşiyor.
Ancak, bu seçim ilk önce reddettim daha sonra kabul edeyim psikolojisinden daha ziyade, zihnin karşılaştırma içgüdüsü ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Dan Ariely’nin de bir çok deneyinde olduğu gibi daha ağır şartları görünce kıyas yapabiliyor, bu şekilde ikinci teklif çok daha makul karşılanıyor.
Bağış isterken de, büyük bir meblağının arkasından, kurabiye satmaya çalışırsanız, kurabiye satışları artacaktır.
Sıralamayı Doğru Yapın
İstekler sıralı olmalı ve ikinci asıl istek dile getirilmeden önce ilk istek reddedilmeli, ardından farkedilecek kadar küçük bir teklif verilmeli...
Kar Amacı Güdmeyen Kuruluşlar
Çok aşıkar ki, kar amacı güdmeyen kuruluşlar için sistem çok uygun. Özellikle ilk seferinde olumlu yanıt vermeyenler aynı zamanda kendilerinde hafif bir burukluk yaşayabilirler. Onlara şans tanıyın.
Kar amaçlı firmalar için sistemin yürümesi müşterinin ürüne ihtiyacı olası veya sevmesini gerektiriyor. 
Müşterinin hiç bir motivasyonu yoksa, taktik bir anlam ifade etmez. 
Paradan para kazanmak isteneyen birine yüksek veya ardından az bir yatırım yapmasını istemek bir etki yaratmaz.
Ayrıca satıcının müşteri ile olan ilişkisi de sonuçda etkilidir.
Zihinsel Pazarlama’nın notu; reddedilmekten korkmayın, işinize bile yarayabilir. 

3 Ekim 2012 Çarşamba

Psikolojik Cüceler


Cüce deyince aklıma bir tek Pamuk Prenses'in Yedi Cücesi aklıma gelirdi. Bir de sonradan öğrendiğim ve çok ilgimi çeken Beyaz Cüce Yıldızlar... 

Tanrılar Okulu'nda Stefano D'Anna'nın cücelerden kastı, Var'lıkla, özüyle bağlantısı kopmuş, sadece yokolmaktan korkmuş egolarıyla hareket eden insanoğlu olmalı...

Bu durum insanlığı öyle ele geçirmiş ki, iki uçta yaşıyor insanlar; ya etrafındaki herşeyi suçluyorlar, ya da sonuna kadar kendilerini.

Daha vahim olan kısmı ceviz kabuğunu doldurmayacak meselelerle (futbol, dedikodular, ev, araba, kıyafet, iphone kılıfı, dış güzellik) o kadar meşgül ki, yalan bir dünyayı yaşarken bile aslında yaşamının iyi olduğunu düşenebilecek bir cahillik seviyesine ulaşabilir.

Farkındalıkdalık uzak, küçük cüceler gibi söylenip, didişip düzeysiz bir yaşam sürerken bir Yazar Aslı Perker'in Sufle kitabının bir yerinde yazdığı "her zaman bir sonraki adımını göremeyecek kadar umut dolu olmuştu" cümlesini hatırlatan ancak bir uyuşturucunun vereceği bir iyimserlik içindedirler.


D'Anna satırları:

"İnsanlar, küçük psikolojik cüceler haline geldiler... Hatta böcekten bile küçük. Kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırarak dünya üzerinde dolaşıyor, bir tür suçluluk duygusu besliyor ve korkuyorlar.

İnsan bir kez bu alçalma düzeyine indiğinde, ihanet etmekten, suçlamaktan, yakınmaktan, kendine acımaktan ve yalan söylemekten, özellikle de, yaşadığı sorunun önemsiz, takıldığı ayrıntıların değersiz, arada bir karşılaştığı sorunların ufak tefek ya da anlık terslikler olmasının dışında yaşantısının aslında mükemmel olduğuna inanarak kendine yalan söylemekten başka bir şey yapamaz hale gelmiştir.


Dünya senin çiğnediğin bir sakız parçasıdır; dişlerinin biçimini alır."
[Tanrılar Okulu]