1 Haziran 2010 Salı

Sen İçine Dön


"Beynimde kirli ayaklar ile kimsenin gezinmesine izin vermem" [Gandhi]

Geyikler, dedikodular, nifaklar, şikayetler, olumsuzluklar, başkalarını karalayarak kendini rahatlatma, çamur atarak çıkar sağlamak, insanları birbirine düşürmek, abuk subuk konularda konuşmalar yapmak...
Bunlar maalesef oluyor... Bu hergün yaşanıyor.

Star Wars filminde ışın kalkanları vardır; eğer ateş açılsa bile siz etkilenmezsiniz.
Bayılırım buna. Görünen Aura gibi sanki.



Sakın izin verme, bu kalkanı sen yarat. Ukala ve burnu havada olmadan, farklı veya aykırı olmaksa ol, beyninde ayak izleri olacağına... 
Olumlu tavırda olan kişiler, ortamlar ve içerikler bul.

Peki, aile veya çok sevdiğimiz kişiler böyle ise, o zaman sen içine dön. Sen olumlu düşündükçe, onlarda da değişim olma ihtimalini yaratırsın.

4 Şubat 2010 Perşembe

"Kifayetsiz Muhterisler"


Dunning ve Kruger isimli araştırmacılar, "değerlendirme zaafı" hakkındaki teorilerini ispatlamak için Cornell Üniversitesinden 45 öğrenciye bir test yaptılar. Testte çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istediler. 

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin) tahminleri ilginçti. Testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine inanıyorlardı. Ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e ulaşabileceklerini bile söyleyenler vardı. 

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçak gönüllü denekler olduğu görüldü. Sadece soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini düşünüyorlardı. 
Daha kapsamlı araştırmalar sonucunda Dunning-Kruger Etkisi ortaya çıktı: Konu ile ilgili az tecrübeye sahip kişiler kendilerine uzmanlardan daha fazla güveniyor... Tecrübe arttıkça işin veya testin zorluk derecesinin farkına varıyorlar ve güven düşüyordu. Ancak gerçekten uzman olduklarında güven seviyesi artıyor ancak hep ihtiyatlı bir tavır ile... Konuyu çok az bilenlerin güven seviyesi herkesten yüksekti!


(Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel kazandılar.)

Sonuç olarak bir iş yerinde çalışanlar, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekte yetersiz olabilir. Ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik ve haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiklik iken, bunun olumlu bir duruma dönüşmesi. İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır.
Aksine bunu bir "hak" olarak görecektir.




Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçak gönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler. Bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler ve muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. 

Sizin tecrübeleriniz ne diyor? "Kifayetsiz muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükseliyor mu? Etrafınıza bir bakın, Dunning ve Kruger haklı mı?

30 Aralık 2009 Çarşamba

Hindistan Cevizi ve Köpek Balığı

Köpek balıkları mı daha tehlikeli? Yoksa hindistan cevizi mi?
Yılda köpek balıkları saldırılar sonucunda 15 insan canından oluyor.
Bunların tamamı basında geniş yer buluyor. 
Yani yaklaşık ayda bir defa köpekbalıkları haber oluyor.


Gelelim hindistan cevizine... Masum ve lezzetli.
Genellikle tek başlarına haber olup, gündem yaratmıyorlar.





Bir Hindistan Cevizi ağaçta yaklaşık 20m yükseklikten düştüğünde 2-3 kilo olan ağırlığı yaklaşık 1,000kg etkisi oluyor ve insan kafasına denk geldiğinde ölümcül olabiliyor.
Dünyada yılda yaklaşık 75 kişi bu şekilde can veriyor.
Yani 1 hindistan cevizi, 5 köpek balığına bedel!

İçimizdeki korku istatistiklerin önüne geçiyor.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Nesin?

"1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı... Dünyanın en cimrileri 'eli açık', dünyanın en korkakları 'yürekli', dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadını almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime 'nesin' soyadını aldım. Herkes 'nesin' diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

[Aziz Nesin]

Farkındalık, herkesin ağzına doladığı, bol bol kullandığı bir kelime haline geldi. Gerçekten kaç kişi arkasında yatanı özümsüyor merak konusu. Bildiğimiz ve doğru olduğunun tartışması olmayan tek gerçek, "var olduğumuz" gerçeğidir. Var olduğunu bilen birinin ilk yapması gereken kim veya ne olduğunu sorgulamasıdır.

Farkındalık kendini bilmektir. Doğru soruları sormak, kendimizle, geçmişimizle yüzleşmek, zihnimizi gözlemlemek... 

Ne olmadığımız bilirsek, geriye sadece gerçek olan kalacaktır...
Tüm düşünce kalıpların, inanç sistemlerinin, dışarıdan aldığımız, özdeşleştiğimiz ne varsa bunların farkında varıp bunlardan özgürleşmek bizi hakikate götürecektir.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Yapmadıklarım

Bir insanın sadece yaptıklarının değil, yapmadıklarının da bir sonucu vardır...


"Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. Niyet yetmez, yapmak gerekir..."                  [Bruce Lee]

Liderlik...


Her gün bir lütuf...
Ancak bu, her gün mutlu ve güler yüzlü olacağız anlamına gelmiyor.
Acı ve hüzün de bunun içinde; yeter ki kaderin arkasında derinliği anlayıp, bizim için hazırlanmış mesajı görebilelim. 

Lider olarak bu durum önce kendiniz sindiren, sonrasında ekibe nasıl lider olacağını gösteren öncü olmalıdır. Bunu aşağıdaki dört davranış ile sağlayabilir:

1. Şeffaf bir iletişim ortamı yaratmak
2. Ekibin dengesini iyi kurmak
3. Her bireyin seviyesine göre gelişme ortamı hazırlamak
4. Gerçek bir amaç etrafında ekibi toplamak...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Lale Devri

"Haksızlık yapan kişi günah işlemektedir. Evrensel doğa bizi birbirimize zarar vermeden yardımcı olmamız için yarattı. Yalan söyleyenler de günah işlerler. Yalan söyleyen kişi evrensel doğanın uyumuna karşı gelmiştir. Zevk iyi bir şeymiş gibi onun ardından giden ya da acının kötü olduğuna inanarak ondan kaçan da günahkardır. Genelde kötü insanlar zevk içinde yaşarlar, ihtiyaçları olan şeylere fazlasıyla sahiptirler. İyi insanlar ise acı ve acıya neden olan şeylerle karşılaşırlar. Acıdan korkan kişi evrende doğal düzenin parçasını oluşturan şeylerden kaçacaktır. Bu da inançsızlıktır...” [Marcus Aurelius]
Sağduyu, inanç ve sabır gibi erdemlerin yerini "zevk" alınca ortaya "lale devri" çıkar... Her ne kadar aksini iddia edecek olursa da sonuç ortada, bir imparatorluğun çöküşü... Tüm toplumlarda buna benzer olaylar ortaya çıkmıştır. "Zevk" olumlu bir kelime gözükse de insanın kontrolden çıkmasına buna "bağımlı" olmasına sebep verebilir. Zihin, ego devrededir, özümüzün unutulduğu bir evredir bu...


Hep hedeflerinin doğrultusunda mı yaşıyorsun?
Ev, araba, yat, kat, telefon, statü, şöhret, seks mi? Yoksa daha masum gibi gözüken iş, alışveriş, oyun, onay talebi, İnternet mi?
Bunlar içimizdeki boşluğu doldurabilir mi?


"J.Ringo ne kadar öldürürse öldürsün içindeki boşluğu dolduramayacak."[Tombstone/Doc Holiday]