Gürültüden ziyade sessizlikten rahatsız oluyordu. Babası evi terk ettiğinde ev hafifledi. Ailesinin yaptığı gürültü kesilmişti. Ama babasının çıkardığı diğer sesleri özlüyordu.
Başarılı tiyatro oyuncusu Nora ile kız kardeşi Agnes'in, uzun yıllardır mesafeli oldukları babaları Gustav Borg ile yeniden bir araya gelirler. Gustav, bir zamanlar ünlü bir film yönetmenidir; kendi ailesinden ilham alan kişisel bir film çekmektedir. Gustav, başrolü kızı Nora'ya teklif eder.
Fakat Nora, babasının geçmişte yarattığı duygusal yaralar nedeniyle bu teklifi kesin bir dille reddeder. Bunun üzerine Gustav, rolü yükselmekte olan genç Hollywood oyuncusu Rachel Kemp'e verir. Bu karar, zaten kırılgan olan aile bağlarını daha da karmaşık hâle getirir.
Gustav
Dışarıdan:
büyük yönetmen, sanatçı, entelektüel, karizmatik babadır, öte yandan sakladığı başarısız
bir ebeveyn, duygusal olarak ulaşılmaz biri, kendini suçlayan bir yan ve sevgisini
ifade edemeyen bir adam vardır. Çocuklarını terk etmenin derin suçluluğu onun
derinden etkilemektedir.
Hayatı
boyunca filmler çekmiştir. Fakat aslında çekemediği tek film kendi hayatıdır. Bu
yüzden son filmi, kariyerinden çok kendi ruhuyla hesaplaşmasıdır.
Nora kişilik parçaları başarılı oyuncu, güçlü kadın, kontrol sahibi ve her şeyi tek başıma hallederim diyen yanlarıdır. Gölgesi ise terk edilmiş çocuk, görülmeme duygusu, babasına duyduğu özlem ve bastırılmış öfkesidir.
Baba
Carl Jung'a göre baba yalnızca biyolojik baba değildir. Baba; otorite, yasa, düzen, kültür, yön ve anlam arketipidir. Bu yüzden Gustav’ın çocukları:
- yönlerini bulmakta zorlanırlar.
- kendilerini sürekli ispat
etmeye çalışırlar.
- sevgiyi başarıyla kazanmaya
çalışırlar.
Bu nedenle
Nora oyuncu olmuştur. Babasının göremediği çocuğun görülme arzusudur.
Sanat neden bu kadar önemli?
Jung için
sanat, bilinçdışının konuşma biçimidir. Gustav'ın yeni filmi aslında
bilinçdışının ona kurduğu bir tuzaktır. Çünkü ilk kez başkalarının hikâyesini
değil, kendi gölgesini çekmek zorundadır. Sanat artık kaçış değildir. Yüzleşmedir.
Filmin en
güçlü sembollerinden biri evdir. Ev, psişenin kendisidir. Anılar, travmalar,
çocukluk, bilinçdışı, aile ruhu demektir. Karakterlerin sürekli eve dönmesi, aslında
kendi içlerine dönmeleridir. Ev aynı zamanda Gustav’ın büyükbabasından
kalmadır. Kökleri de temsil etmektedir. Gustav 7 yaşındayken annesi yine bu
evde hayatına son vermiş; Gustav annesiz kalmıştır. Annesinin onu terk ettiği
gibi o da eşini ve çocuklarını terk eder. Travma genellikle kendini yineleme
eğilimi gösterir.
Film’de
Amerika oyuncu Rachel’in gelişi dengeleri değiştirir ve bastırılanları görünür
yapar. Onun gelişiyle herkes maskesini kaybetmeye başlar.
Gustav "Ben iyi bir baba değildim." demeye
yaklaşır.
Nora "Beni sevmedi." inancıyla yüzleşir. Sonra
bunun daha karmaşık olduğunu görmeye başlar.
Agnes sessiz görünür. Ama aile sisteminde taşıyıcıdır. Birçok
ailede olduğu gibi çatışmayı değil, yükü taşır.
Bireyleşme, anne
ve babayı suçlamayı bırakmak değildir. Onları oldukları gibi görebilmektir. Ne
tamamen iyi, ne tamamen kötü. Karakterler ilk kez birbirlerini gerçek insanlar
olarak görmeye başlarlar.
Filmde
"manevi değer", maddi değerin karşıtı olarak geçmişle kurduğumuz
duygusal bağı ifade eder. Jung açısından manevi değer;
- anılar,
- aile mirası,
- aktarılan yaralar,
- sevgi,
- pişmanlık,
- kimlik
gibi psişeyi
biçimlendiren görünmez mirastır.
"Geçmişimizi
değiştiremiyorsak, onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir miyiz?"
Evet: Geçmişin olaylarını değil, onlara
yüklediğimiz anlamı dönüştürmek mümkündür; bireyleşme de tam olarak bu
dönüşümün adıdır.
Taşıdığı
yükler:
- "Babam beni seçmedi."
- "Ben yeterince değerli
değilim."
- "Sevgi kazanılması gereken
bir şey."
Bu parçanın
hissettiği temel duygu: Terk edilme. Film boyunca Gustav'ı gördüğü anda
aktive olan parça budur. Nora aslında babasına değil, çocukluğundaki
yalnızlığına tepki vermektedir.
Yönetici
parçası: "Bir daha asla incinmeyeceğiz."
Yangın
söndürücü parçayı Baba film teklifini yaptığında görürüz: öfkelenerek, reddederek,
uzaklaşarak ve ilişkiyi keserek
Gustav'ın sistemi
Sürgün: başarısızlık
korkusu, yetersizlik, reddedilme, sevilmeme
Yönetici: "Film
çek." "Üret." "Kontrol sende olsun." "Sanat
sayesinde değer kazan."
Yangın
söndürücü: gerçek acıyla oturmak yerine yeni bir oyuncu bulması, acıyı hızla
yönetme girişimi olarak okunabilir.
Agnes çok
ilginçtir. Ailede çoğu zaman "görünmeyen çocuk" rolündedir. Bir
parçası şöyle der: "Sorun çıkarmamalıyım."
Yönetici:
ortamı sakinleştirmek, herkes iyi olsun, çatışma olmasın. Bedeli, kendi
ihtiyaçlarından vazgeçmektir.
Gustav neden film çekmek
istiyor?
"Keşke
geçmişi yeniden yazabilsem."
Film, onun onarım
girişimi hâline gelir. Gerçek hayatta yapamadığını, sanatta yapmaya
çalışır.
- Aile dizimi daha çok "Bu yük kime
ait? Kuşaklar arasında nasıl taşındı?" sorusunu sorar.
- İç Aile Sistemi ise "Bu yükü şu anda
içimde hangi parça taşıyor ve onu hangi koruyucu parça kolluyor?"
diye sorar.
Manevi Değer her iki soruya da alan açıyor. Bir
yanda kuşaklar boyunca aktarılmış duygusal miras, diğer yanda her karakterin bu
mirasa karşı geliştirdiği iç koruma sistemi var.
Bu nedenle
filmi, yalnızca bir aile dramı olarak değil, bir ailenin ve aynı zamanda her
bir bireyin iç sisteminin iyileşme ihtimalini anlatan bir hikâye olarak
okumak mümkün.
Nora sakin görün, kontrolü bırakma, duygu
gösterme, zayıf görünme
İç sesi: "Sakın çocuk olma." Manager'ın hemen arkasında küçük Nora
vardır.
Yükleri: görülmedim,
seçilmedim, sevilmedim, önemsenmedim. Babasını görmesiyle birlikte bu çocuk: "Belki
bu kez beni görecek..." umut eder. Sürgünler hiçbir zaman umut etmeyi
tamamen bırakmaz.
Gustav beklenen
sıcaklığı göstermediği anda yangın söndürücü gelir; mesafe koymak, sertleşmek, küçümsemek
ve konuşmayı bitirmek.
İnsanlar
Gustav'ın narsistik olduğunu düşünebilir.
İlk çalışan
parça: "Kontrol bende olsun." Entelektüel konuşur, duygudan uzak
durur ve mesafelidir. Sürgün "Ben kötü bir babayım."
Rachel hepsini görünür yapmıştır. Terapist gibi yaranın
görünmesini sağlar. Aynı zamanda kızının özgüvensizliğini aynalıyor ve Gustav
onu bir baba gibi koruyor.
Nora,
sonunda dinleyebilmeye, merak etmeye başlıyor. Savunma düşüp kırgınlığı da
hissedebilir hale gelir.
Gustav, suçluluk hisseden yanıyla bağ kurmaya
başlıyor.
- Jung, "Gölge görünmek
istiyor." der.
- İçsel Aile Sistemi "Sürgündeki
çocuk görülmek istiyor." der.
- Aile dizimi ise,
"Dışlanmış olan sistem içinde yeniden yerini istiyor." der.
Bu üç
yaklaşım farklı diller kullansa da, Manevi Değer'de aynı temel ihtiyacı
işaret ediyor: Görülmeyen ve dışarıda bırakılanın güvenli bir ilişki içinde
yeniden görünür olması.
İnsan, bir
parçası olmak yerine o parçaya tanıklık edebildiğinde gerçek temas başlar.










