14 Temmuz 2016 Perşembe

One More Time


Jude’un hayatı düzensizdir; birçok tek gecelik ilişkinin yanında, iş hayatında dilediğini yapamamaktadır... İşe geç kalır... Dağınık bir hayat yaşamaktadır. Babasına ismi ile hitap eder.

Babası Paul, eski yıldızlardan biridir ve ilerleyen yaşına rağmen, yeni bir “single” çıkarma hayali ile yaşar. Jude ise babasını eleştirir; babası da onu... Babasının kızının şarkıcılığını küçümsemesi Jude’un öz-güvenini sarsar. Babası beş kere boşanmıştır. Bu durumdan etkilenen Jude, bir çok kişi ile birlikte olur.
Ailesinin ilişkisine saygısı olmayan çocuklar, kendi ilişkilerinde de benzer durumlar yaşayabilirler.
Çocuk olarak ya uyum sağlar; uslu ve düzenli oluruz, ya da tam tersini yapar; tamamen zıtlaşırız. Sonuç her iki durum da aynıdır: Aradığımız ebeveyn sevgisidir...


Jude, evli psikoloğu ile birlikte olmaktadır. Her şeyin başlangıcında ise babasının annesini aldatması vardır. Babası ise kabul eder: “Kötü ebeveyn, kötü eş, kötü kararlar...” Jude, babasını gerekli sorumlulukları almamakla suçlar ve babasının davranışlarından dolayı perişan olduğunu iddia eder. Paul ise belki de bir kere olsun doğru bir cümle kurmuştur:
“Yeni nesilde kendi sorunların için aileni suçlamak standartlaştı, biliyorum ve kendi problemlerimin utancını kabul ediyorum, seninkileri de ama seni mutsuz eden her şey için beni şamar-oğlanı yapamazsın. Bana teşekkür etmelisin – Suçlarından sıyrılman için bir kart verdiğim için. Ne yaptığının önemi yok, omuz silkip beni suçlayabilirsin. Çocuk olduğumu düşünüyorsun. Belki de... Sen bir yetişkinsin Jude. Neden büyümüyorsun? Kendi pisliğin için başkalarını suçlamayı bırak...”
Ne olursa olsun? Kim olurlarsa olsunlar? Ebeveynlerimiz bize hayat vermişlerdir. Ellerinden gelenin en iyisi yapmışlardır. Başımıza gelen sevmediğimiz olaylar ise ne kadar ağır olsa da bizi güçlendirir...
Olanı olduğu gibi görmek, kabul etmek ve minnet duymak özgürlüğe, yetişkin olmaya atılacak adımdır.


Başarı
Başarı son derece tehlikeli bir kavramdır. Eğer yan ürün olarak değil de, hedef olarak konulursa zihin asla hedefe doymaz; başarının son kullanma tarihi çok yakındır... Paul’un yorumları başarı bağımlılığını açıkça gösterir. Muhtemelen o da kendi ebeveynlerinden sevgi alamamıştır...
“Bütün başarılara sahip olabilirsin... Paraya kıçımın şöhretine... Ama satın alamayacağın şey yeniliktir. Kim olduğun umurumda değil, er ya da geç eski bir haber olacaksın ve bu daha az iyisin demek değil ama hayranların seni terk edecek... Onların iyiliğini düşünerek, bunu tekrar aynı yoldan yapamazsın...”
Ne başkaları için, ne başkalarının övgüleri için, ne de kendi egomuz için çalışmalıyız. Yaptığımız iş olduğumuzda, işin kendisi meyvelerini kendi verecektir... İş ve öz varlık işbirliği içerisinde başkalarına faydalı olacaktır.

Öte yandan, Jude, ne kadar babasından nefret etse de onun izinden gider ve şarkıcı olur. Bu durumdan Jude rahatsız olmaktadır... Jude için artık geçmişle yüzleşmek ve hayata doğru adım atmanın zamanı gelmiştir. 

1 Temmuz 2016 Cuma

Şiddet ve İlişkiler

Şiddetin ardında sevgisizlik yatar... Sevgisizliğin kökeninde ise ayrım vardır. Ayrım, “diğeri” kavramını doğurur. Tüm bu kavramları zihin oluşturur. Zihin, kalpten gelen, gerçek sevgiye olan akışı tıkar. Aslında zihnimizin kötü bir niyeti yoktur. O, bedeni hayatta tutmak adına vardır; en temel çalışma prensibi ise karşılaştırmalar kullanarak tanımlamalar yapmaktır. İnsan ise, kendini zihin ile özdeşleştirdiğinde, asıl problem baş gösterir... “Sırtım kaşındı, bacağım ağrıdı” deriz, ancak “beynim düşünüyor, şöyle hissediyor” demeyiz... “Üzgünüm, öfkeliyim, düşüyorum” deriz... An be an değişen duygu ve düşünceleri kendimizmiş gibi yorumlarız. Unutmamak gerekir ki, kalpten gelen sevgi dışındaki tüm duygu ve düşünceler, zihinden kaynaklanır.


Bilgi ve Deneyim
Zihnin ise iki tane kaynağı vardır; öğrendiği bilgi ve yaşadığı deneyimler... Tüm bilgi ve deneyimlerimiz özellikle ailemize, çevremize ve kültürümüze dayanır. Zihin, kendi tanımlamaları, etiketlemeleri ile inanç sistemini oluşturur ve her şeyi, herkesi sabitleştirir. Bu sabitleme, kısıtlamaya yol açar. Zihin için başka düşünceler birer tehdit gibidir. Bunun dışında kalanları ise zihin ötekileştirir... Bu sebeple haklı olmak bizim için son derece önemlidir.

Güvenlik İllüzyonu
Tüm bu sabitleştirme, zihnin güvenlik arayışını da destekler. Zihnin kendini güvende hissetmesi için çevresindeki şeylerin tanımlı ve değişmeyen – en azından beklenmedik değişikliklerin olmadığı – bir yapıda olması gerekir. Aynı zamanda, zihin her tanımına bir açıklama, somut bir neden arar. Bulamasa da kulp takmaya başlar. Kulbu bulduğunda ise sevinir... Her aksiyonun, dışlamanın, şiddetin bir açıklaması vardır. Genellemeler de en büyük tehlikedir; “Bu kişi mühendis, o yüzden duygularını ifade edemez”, “Erkekler böyle zaten...”, “Onlardan bir şey olmaz...” gibi...
Tüm bu sabitleme ise pratikte işimize yaramaz. Evrende her şey hareket halindedir ve sistemler oluşturur. Küçük sistemler, büyük sistemleri oluşturur ve böyle devam eder. Kaos teorisi, bu sistemleri en isabetli bir şekilde açıklayan teorilerden biridir:

·        Sistemler devamlı hareket halindedir ve değişirler...
·        Sistem içindeki herhangi bir etkinin sonuçlarını kestirmek mümkün değildir. Küçük bir değişim büyük bir etki yaratabilir.
·        Sistem öncelikle tüm sistemi hayatta tutmaya çalışır; bireyler ikincil öneme sahiptir.

Sonuç olarak, her şey ve hepimiz devamlı bir değişim içerisindeyizdir. Hayatı bu kadar muhteşem ve renkli kılan da budur. Bu değişimi akış olarak nitelendirebilirsiniz. Bu akış ile uyum sağlanırsa beklenmeyenin heyecanı ile “bilinenden” kurtuluruz. Zihnin geçmişin acılarına tutunmasından, gelecek hakkında halüsinasyonlar görmesinden özgürleşiriz...


Aksi halde, bu tanımlamalar devam ederken, bir ilişki mümkün olabilir mi? Sevgi dolu ilişkiler mümkün olur mu? Ayrımın, şiddetin, kinin, öfkenin olmadığı ilişkiler mümkün olabilir mi? Bir taraf, zamandan, anılardan, beklentilerden bağımsız bir sevgi beslerken, öte taraf “sen böylesin, sen şöyle yaptın” derse, bir ilişki kurabilirler mi?
Her iki taraf da kalpten gelen saf sevgi ile hareket ederse, şiddet kalır mı? Öteki kalır mı? Düşman kalır mı?
Bireysel Çalışma
Zihni takip etmeye başladığımızda, onun nasıl çalıştığını gördüğümüzde, artık onunla özdeşleşmekten kurtulmaya başlarız. Dikkatimiz, onun düşünce tarzını gözlemeye odaklı olmalıdır. Tam bu aşamada, çok önemli bir keşif vaki olur. Zihin aynı oyunu, bizim kişilik dediğimiz – egomuz – için de yapmaktadır. Hatta bu kişiliği, farklı ortamlarda, farklı rollerde değiştirerek bir bukalemun tarzında değiştirmektedir.

Çocukluktan veya ailemizden/atalarımızdan taşıdığımız tüm acıları örtüp, hayatta kalmak için farklı parçalar geliştirmiş ve bunları gerekli yerde kullanmıştır. Biz de kendimizi tanımlamış ve çeşitli rollerde sabitleştirmişizdir. Egonun keşfi ile bireysel sahteliğimiz ile yüzleşme zamanı gelir. Bu oldukça sancılı bir süreçtir. Tüm bağımlılıkların da ortaya çıktığı bir aşamadır bu... Yunus Emre’nin “ölmeden ölmek” dediği kavramdır. Tüm sırtımıza yüklediğimiz bize ait olmayan tanımlamaları attığımızda özgür oluruz. Bu noktada ‘kendimiz’ dediğimiz bir sanal imaj olmayacağından dolayı, bu imajı sevme veya sevmeme derdimiz ortadan kalkar. “Kendini seven başkalarını sever demek” bile bir hatadır artık. Sevginin kaynağı ortaya çıkmıştır.

Tüm bunları kavramak kolay olmayabilir. Ölüm farkındalığı bunun için etkili bir yoldur... Diyelim bir şekilde biliyorsunuz, gelecek sene bugün hayata gözlerinizi yumacaksınız... Yarın ne yapardınız? Veya yarın sabah uyandınız, her şey çalışıyor bir şekilde... Ancak sizden başka hiç bir insan yok... Ne yapardınız? Bu iki durumu da iyice hissedin... Ne yapardınız?

Bu iki senaryo üzerinde her sabah ciddi bir şekilde düşünün; hissedin...
Ne yapardınız?

27 Haziran 2016 Pazartesi

Love The Coopers


Ana rahmindeyken hissetmeye başlarız... Annemiz bizi istemeyerek mi doğurdu? Endişeli miydi? Kazara olmuş bir hamilelik mi? Bunların hepsi ana rahmindeki bebeği etkilemeye başlar.

Büyüdükçe, aileden etkilenme durumu devam eder... Ebeveynlerinin boşanması veya kavgalarından dolayı kendini derinden suçlayan çocuklar, anne babadan alamadıkları sevgiyi, ya başkalarında ararlar ya da bazı bağımlılıklar edinirler. Ya onlar gibi olur; onlara uyum sağlayarak sevilmeyi umarlar, ya da tam tersini yaparak acılarını bastırırlar...

Kendi hayallerimiz yerine, onların inanç sistemlerini kopyalar, bazen de onların hayallerini gerçekleştirmek üzere büyürüz. Derinde sebep hep aynıdır; sevgi ve onaylanma ihtiyacı... Böylece kendimizi ait hissederiz ve bu bizim için hayatta kalmak demektir.

Love the Coopers filmi, yılbaşında bir araya gelen bir ailenin anatomisini çıkarmaktadır. Üç nesil – gelecek, şimdi ve gelecek – Şükran gününde bir araya gelecektir. Yıllar sonra ayrılmanın eşiğine gelmiş anne-baba, yaşlanmış bir dede ve teyze... Hiç evlenmemiş kız kardeş, annesi ile sürtüşen kız, torunlar vs...

Bu sıra dışı gecede, herkes birbiri ile kapışır; kozlar paylaşılır... Yıllardır konuşulmayan konular ortaya dökülür... Herkes, kendilerini bulmaya başlar.


Ailemiz, bize harika bir ayna olur... Hayatı bir arada yaşarken, kendimiz olmayanları fark etmemiz için bize bir imkan sağlar. Sevgi bağı güçlü olduğu için diğer aynalar gibi kolayca kırıp kurtulamayız ondan... Ne onlardan bağımsız olduğumuz doğrudur, ne de onlara çok bağlı olduğumuz. Ebeveynlerimiz ellerinden gelenin en iyisini yapmıştır. Aldıklarımız için minnettar olup, kendi hayatımıza döndüğümüzde hayat akmaya başlar... 

23 Haziran 2016 Perşembe

Arzularınız ve Hayalleriniz


Neler arzuluyorsunuz? Daha iyi bir iş, eş, ev, araba mı? Yoksa terfi, ün mü? Yoksa sadece sağlık ve huzur mu? Arzuladığınız her şeyin gerçekleşmesi üzerine size sırlar vereceğim. Ancak bunun için sabırlı olmalı, zihninizde cevaplar ve itirazlar oluşturmadan okumaya devam etmelisiniz.

Arzular ve Zihin
Önünüzdeki ilk engel zihniniz olacaktır. Bir şey arzuladığınızı ve elde edeceğinizi hayal edin; bu kesinlikle gelecekteki bir değişiklik olacaktır. Zihin değişikliği sevmez. Onun için değişim tehdit demektir. Eğer güvendeyse, hiç bir şeyin değişmesini tercih etmez. Bu sebeple mevcut durumunu ve mevcut fikirlerini ölesiye savunur. Başka bir fikir, onun için hayati bir tehdit gibidir. Bu sebeple hep haklı olmayı isteriz.

Yeni bir şey öğrenmeyi diliyorsanız, zihninizden geçenlere kulak asmayın; bir süre sonra sakinleşecektir.

Arzularınız Gerçek Oluyor
Eğer zihninizin sizi durduran duygu ve düşünce kalıplarını bir yere koyarsanız, arzuladığınız şeylere ulaşabilirsiniz. Bunun için elinizde neler var, olmayan kaynaklara nasıl ulaşabilirsiniz? Nihai hedefinize ulaşmak için hangi adımlar gerekli? Geriye yılmadan bu adımları atmak kalıyor... Bu son derece basit ve aynı zamanda zor... Ayrıca, evrende her şey bir enerji olduğu için de sizin vereceğiniz olumlu enerji, hedefe ulaşırken size yardımcı olacaktır.

Arzuların Kaynağı
Öte yandan, tüm bunların gerçekleşme hızı ve etkileri, arzularınızın kaynağı ile doğrudan orantılıdır. Arzunun kaynağına bakın! Araştırın... Hedefinize ulaştığınızda ne olacak? Nasıl hissedeceksiniz? Hemen yeni bir hedefe mi yöneleceksiniz?
Hedefin bir son kullanma tarihi varsa, bu geçici bir arzudur. Kalıcı bir ödülü olamaz.
Bu tip bir arzu, muhtemelen egonuzu tatmin etmek, onaylanmak, görülmek amaçlıdır. Zihnimiz bizi hayatta tutmaya çalışırken, acılardan kaçınmayı ve ödülleri de en azami miktara çıkarmayı hedefler. Ancak hedefler hiç bir zaman doyurucu değildir. Hayal ettiğiniz etki orada değildir, çünkü derindeki sebep halen durmaktadır. Diğer bir konu ise, edindiğimiz geçici mutluluk etkisini kaybetmeye başlar. Elde ettiğiniz ne ise, artık olağan bir durum haline gelir.

Bir amaçla yola çıkıyorsanız, amaç her zaman gelecektedir... Oysa sadece şu anınız vardır. Hep şimdidir... “Elde ettim” dediğiniz anda artık o hedef geçmiştir... Egonun hedeflerini, ancak onu izleyerek ve devamlı tetikte olarak yakalayabilirsiniz.


Oyun
O halde, arzunun daha kalıcı ve zamandan bağımsız olması onun gücünü ve etkisini artıracaktır. Bir çocuğun oyun oynadığı zamanı hatırlayın. Onun için psikolojik zaman ortadan kalkar; yorgunluk nedir bilmez. İçinizden geldiği gibi, yapmayı yürekten arzuladıklarınız muhtemelen de çevremiz için de faydalıdır; insanlar, çevre, hayvanlar, bitkiler...

Durum böyle olduğunda daha derin bir arzunuz var demektir. Dileğiniz çevrenin enerjisinden de destek alır. Her şey akmaya ve hiç ummadığınız kapılar açılmaya başlar. Yaptığınız şey haline gelirsiniz. Herhangi bir amaç veya hedef ortadan kalkar. Oynadığınızda giderek yaptığınız işle bütünleşip ustalaşırsınız; işte o nokta sizin kalıcı huzura ve doyuma ulaştığınız noktadır.

20 Haziran 2016 Pazartesi

Sorgula Hayatını


Sorgula hayatını!
Hangi rüzgar savuruyor seni? 
Nereden göç etmiş bu rüzgar?
Hem bağlısın ona, hem de değil...

Gözlemle! 
Ne dalgalandırıyor zihnindeki denizi?
Üretir zihin tüm duygu ve düşünceleri,
Sevgiden başka...

Devam et!
Ta ki, tüm tortular gidene kadar...
Sırt çantan boşaldığında,
Kalır geriye sadece gerçek...

Artık teslimiyet ve kabul gelir.
Emir verilecek bir parça kalmaz geride.
Sorgulama bitmiş, sadece sezgi hakimdir...
Anlayış yerleşir kalbe...

Takılma hiç bir yeni çantaya!
Ne kadar güzel ve cazip gözükse de,
Ancak tek başına girilebilecek bir süreçtir bu...
Aslında süreç değil, sadece idraktir söz konusu olan...

Ulvi amaçlar yoktur burada.
Hissediyorsan böyle olduğunu,
Daha çetin bir sorgulama gerekir.
Dönmek için tam geriye...

16 Haziran 2016 Perşembe

Seçilmiş Kişi İllüzyonu - Matrix


Matrix filminde, bir rüyada yaşadığımız üzerine bir kurgu vardır. Zihni ile özdeşleşmiş kişilerin gördüğü bir rüyadır bu... Kendilerini, geçmişten gelen bilgi ve deneyimleri ve bunlarla oluşan duygu ve düşünceleri zannederler. Bu durum, bir süre gözlemleme yaptığınızda ortaya çıkartabilecek bir hiledir. Bu oyundaki – rekabet ve kıyaslamaya dayanan hayat planındaki – değerler oldukça sığdır; para, cinsellik, mal, mülk, prestij, unvan, pohpohlanma... Ancak içimizden bir ses, olanların gerçek olmadığını ve bir kurgu olduğunu söyler. Bu şeklide öyle bir noktaya gelirsin ki, artık kırmızı hapı yutmanın zamanı gelmiştir...


Öte yandan, her şey henüz bitmemiştir. Matrix  filminin ilerleyen sahnelerinde Neo, gerçek sandığı dünyada da seçilmiş kişi olarak robotları durdurur... Bunun anlamı nedir? İllüzyon devam etmektedir. Artık çok daha sinsi bir hale bürünmüştür. Tüm gerçeği keşfettiği, kendisinin de ‘seçilmiş, ulvi kişi’ olduğu varsayımı ile mutludur bu aşamada... “Kolektif egoyu” temsil eden Mimar’a ulaştığında görür ki; bu kahraman hikayesi defalarca ve mükemmel bir şekilde işlemektedir. İnsanların hepsi de eskiden takip ettikleri maddesel değerler yerine artık bu ulvi insanı takip etmektedirler. Hiç bir şey değişmemiştir. Ego sadece aydınlanmış ve ulvi bir kıyafet giymiştir. Paylaşmak, bir amaç uğruna savaşmak, haksızlıklara karşı gelmek, şifacı olmak, özgürlük yeni değerlerdir... Bu, daha derin bir çukurdur. Zeon da yerin en dibindedir. Neo, bu labirentten nasıl kurtulacaktır?

Gerçeği görebilmesi için Neo’nun gözlerini kaybetmesi gerekecektir. Gözleri onun beyninde imajlar yaratmasına neden olmaktadır. Gerçeği görmesi için gözlere değil, kalbine ihtiyacı vardır. Zihin sustuğunda özünden gelen sese ve iç-görüye kulak asmaya başlar.


“Ne seçilmiş kişi vardır, ne de mucizeler... Zaten her şey mucizedir. Kimsenin başka bir kimseye ihtiyacı yoktur. İhtiyacımız olan karşımıza çıkmaktadır; bu herhangi bir şey olabilir. Ne ulvi kişiler, ne şifacılar ne kahinler... Onların ne yeteneği varsa, aynısı sende de vardır. Sadece bunu hatırlaman ve kalbinle görmen gerekir. Zihnin illüzyonlarını bıraktığında, geriye sadece gerçek kalır. Ya uyanıksındır, ya da hala rüya görmektesindir...”

10 Haziran 2016 Cuma

Gett


Evlilik, her toplumda, her çağda, gerek sorumluluklar gerekse de içerdiği romantik ilişki açısından bir çok farklılık göstermiştir. İnsanlık tarihi boyunca önce kendini korumak, sonra da üreyip çoğalmak için uğraşmıştır. Böylece, türün devamlılığı sağlanmıştır. Doğal olarak erkek ve kadın arasında her zaman bir ilişki var olmuştur. Çok uzun bir süre, insanlar evliliğe ihtiyaç duymadan yaşamışlardır. TED senaristi ve yazarı Alex Gendler’ın yaptığı araştırmaya göre, evlilik yaklaşık 10,000 sene önce tarımsal kültürlerin ortaya çıkmasıyla beraber, miras haklarının belirlenmesinde bir yol gösterici olarak ortaya çıkmıştır.

Nüfusun çoğalmasıyla, topraklar ve mülk işlemleri daha karmaşık bir hale geldiğinde, devlet ve dini otoriteler de işin içine girmeye başlamıştır. İşte, artık evlilik ilk defa resmi bir kurum olarak ortaya çıkmıştır. Milattan önce 2100 yıllarında yazılı kanunlarda evlilik hakkında kurallar konmaya başlanmıştır. Varlıklı kişilerin birden fazla kişi ile evlendiği dönemler bile olmuştur. Diğer yandan, savaş sonrası erkek nüfusundaki geçici azalış bu duruma imkan verse de, pratik olarak ve demografik açıdan tek eşli evlilikler her zaman daha işlevsel olmuştur.


Milliyetçilik, sosyal statü, sınıf ayrımları ve bunun gibi evlilik kararını etkileyen faktörler arttıkça, evliliklere anne babamız ve diğer kurumlar daha fazla karışmaya başlamıştır. Tüm bu mülk, üreme ve sosyal statü gibi konular evlilik kurumunu yönetirken, hayat yolculuğunda beraber yürüyecek iki insanın arasında duyguyu sevgiyi kimse umursamıyor mu?

Son birkaç yüzyıldır, çiftler evlenecekleri kişiye kendileri karar verirken, boşanmaların da önü açılmaya başladı. Çok kalabalık aileler yerine, çekirdek ailelerde anne ve baba bireyselliklerini yaşayabilir hale geldiler. Ne var ki, bu durum halen bir çoğumuz için geçerli değil.


Gett filmi, kocasından boşanmak isteyen İsrail’li bir kadının mücadelesini anlatıyor. Vivian, artık kocasını sevmiyordur. Bu başlı başına bir boşanma sebebi olarak yeterli midir? Belki siz bile bu soruya anında net bir cevap verememiş olabilirsiniz. Vivian mahkemeye başvurur ve karşında ailevi ve töresel duvarları bulur. Avukatını bile, müvekkili ile ilişkiye girmekle suçlanan dava süreci tüm detayları ile verilmiştir...


Siz evliliği nasıl görüyorsunuz? Bir çok genç gibi evden kurtulmanın bir yolu mu? Güvenceye sahip olmak mı? Bir hedef mi? Çocuk sahibi olmak için yasal ve uygun bir yol mu? Yoksa, hayat denen bu mucizevi yolda yürüyeceğiniz bir sevgili mi?..