8 Mayıs 2015 Cuma

İçimdeki Ses

“Siz hiç 25. saatte yaşadınız mı? Ben 25. saatte yaşamasını çok severim. 25. Saat neresi diye merak ediyorsanız, tarif edeyim. Kalabalığın içinden geçerken birden durun. Kalabalığı görebileceğiniz bir yere geçin. İşte 25. saattesiniz...”
Siz hiç denediniz mi 25. saati? Çıkıp baktınız mı koşuşturmacaya dışarıdan. Hatta çıktınız mı kendi dışınıza ve izlediniz mi kendinizi? Zihninizi... Zihnin oluşturduğu duygu ve düşünceleri... Duygu ve düşüncelerin arkasında yatanı... Bunların nereden geldiğini ve kime ait olduklarını? Zannediyor musunuz duygular kalbinizde oluşuyor? Bizi ele geçiren tüm duyguların kaynağıdır zihin. Zihin sakinleşip durulduğunda duyarız kalbin sesini ve orada çıkacak sevgiyi... 

Her şey gözlemlemekle başlar. Ancak gözlemleme yeteneğini geliştirdiğimizde gerçeği görmeye başlarız ve sis perdesi dağılmaya başlar. Gözlemlemek ne kadar zor olabilir diye düşünebilirsiniz. 'Ben herkesi, her detayı görüyorum' diyebilirsiniz... Ama burada bahsedilen gözlem için bir başka yerde durmanız gerekir. İki boyutlu dünyaya üç boyutlu bir insanın bakması gibidir, veya Mr.Anderson’ın Neo olması gibidir... 


Günlük koşuşturmanın içerisinde gören de, kendini yansıtan da zihinden başka bir şey değildir. Zihin kendisine anlayabildiği, öğretildiği ve koşullandırıldığı dünya için bir karakter yaratmakla meşguldür. Zihin kıyasla çalışır. Başkalarıyla, annesiyle, babasıyla karşılaştırır kendini. Olmak istediği imaj ile gerçekten olduğu kişi arasındaki fark onu strese sokar... Bunun adı kendini yargılamaktır:
“Ben bazen kendimi zihin hapishanesine atarım. Bulurum zihnimde hakim, savcı. Bir güzel yargılarım kendimi. Sonrada keserim cezamı, atarım kendimi zihin hapishanesine... Paşa paşa yatarım kendi yarattığım zihin hapishanesinde.”
Yargılayan kim? Mahkum kim?.. Bazen dayanamaz umursamaz oluruz hiç bir şeyi... Çabalamayı bırakır, iyice teslim ederiz kendimizi karanlık tarafa...
“Bazen kötülük üzerimizde imparatorluk kurar. Artık hayata iyi yönden bakamazsınız. Öyle zamanlarda şöyle yapın. ‘Dağılın’ deyin...”
Ta ki gün gelir, anlarız zihnimizin oluşturduğu güzellik, mükemmellik illüzyonlarını... Hayatın her yönünün içimizde olduğumuzu görürüz. Direnmeyi bıraktığımızda akmaya başlar yaşam içimizden...
 “Güzellik gerçeğe benzemiyor aslında. Hayal gibi, rüya gibi, aslında masala benziyor. Oysa ki, hayat kusurludur. Kusur insanı gerçek yapar. Ben kusurlu birisiyim, bunu kabul ediyorum. Bu demektir ki ben gerçeğim.”  

İçimizdeki Ses, kimlik bunalımında olan ana kuzusu Selim ile anne özlemi çeken Ayşıl’ın ilişkisini konu alır. Babasına benzememek için çabalayan Selim babasına benzerken, Ayşıl ise anne özlemini Selim’in annesi ile giderirken ilişkileri hiç istemedikleri bir yöne gider.
Engin Günaydın’ın yazdığı ve baş rolünü oynadığı film uyanma yolundaki ilk adımı attırabilecek bir komedi filmi... 

4 yorum:

  1. Bu filme tesadüfen girmiştim ve aslında basit bir film olduğu izleniminde iken tüylerim ürpermişti. En çok komik bulduğum sahne Ayşıl'la sahilde şarap içerlerken yanına gelen tiplere iç sesinden gelen gazla acayip küfür etmesiydi. Ne komikti ama anlatmak istenilen içimizde ki sesti..:) Bu arada takipteyim..:)

    YanıtlaSil
  2. Galip Dervişin bölümlerini ezberlemiştim bu postu da pörtleteyim şöyle. Bu arada bu yazıyı wattpad'ta @3tam1tek kullanıcı adımla yazdığım kitabıma koydum. Sormadım çünkü dizi yazısıydı. Öbür yazıları da alabilirim umarım değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Yiğit, ilgine teşekkür ederim. Bloga genellikle film yorumlarını koyuyorum. Filmden alıntılar da olsa yazarında da emeği var. Alıntı olarak yazı alacaksınız yazarın ismini koymanız etik açıdan doğru olacaktır. Teşekkürler. Sevgiler.

      Sil