23 Nisan 2014 Çarşamba

Erkekler


Erkekler Mars’dan, kadınlar Venüs’den... 
Hem biyolojik hem de psikolojik açıdan farklı öteki cinsler; karşıt değil!

Erkeklerin beyninde günde ortalama 50 kez cinsellik üzerine bir düşünce oluşurken, bu rakam kadınlarda sadece bir...
O da denk getirebilirseniz.

Erkekler için çoğu aktivite bir avı ardırırken, kadın için sosyalleşme fırsatı. Erkek için alışveriş, iş, ve hatta cinsellik tehlikeli bir ortamda avını bir an önce yakalama ve sonuç alma üzerine kurulu.

En büyük farklılık ve ilişkilerde yaşanan sorunların sebebi cinsellik anlayışları arasındaki fark.
Yaratıcı bir enerji olan cinselliklik, son derece enerji harcatan bir yıkıcı bir etkinlik haline gelebilir.


En tehlikesi ise, zihnin bilinçaltı dürtüler ile yaptığı davranışlara “neo korteks” yani akıllı beyni ile bahaneler üretmesi.

Buna bir kültürel kodlamalar eklendiğince, işte size harika bir karışım.
Öncelikle “eski beyin” erkekleri hayatta tutma görevi sayesinde, (1) avlan ve (2) üre dürtüleri ile uyarır. Toplumdaki kültür kodlamaları ile skora yönelik cinsel hayatın erkekliğin bir ispatı şeklinde yaygınlaşması. Ve bu kodlama ile kendine oluşturduğu kimliği destekleyen bu durum, daha fazla testesteron hormonu salgılaması sayesinde kendini daha iyi hisseder.

Erkekler ve kadınlar önce kendilerinin sonra da birbirlerinin özelliklerinin farkında varırsa “ilişkilerden” ziyade “birliktelikler” kurabilirler.

Öncelikle düşüncelerimizin ve duygularımızın %90’nın üzerinde bir oranı başkalarından aldığımız gerçeğini algılamakla başlamak gerekir. Aileden başlar, çevre ve toplumsal, kültürel fikirler bizim gerçeğimiz gibi bize yapışır. Özellikle de cinsellik kısmı. Erkek aşırı bir şekilde cinselliğe itilirken, kadınlar gizliden gizliye fısıltı yoluyla öğreniyorlar.



Erkekler filmi cinselliği erkekler tarafından nasıl öğrenildiğini ve tüm hayatını nasıl etkilediğini komik bir şekilde anlatan bir film. Başarılı oyuncu Fikret Kuşkan ve usta Ali Poyrazoğlu ile keyifli bir film.

Her ne kadar üzerinde tartışılabilecek kısımları olsa da, Türk erkeğini ve toplumun onlar üzerindeki analizi açısından ilginç bir bakış açısı veriyor.

10 Nisan 2014 Perşembe

August: Osage County


Bebekken anne ve babamızın bir parçası olduğumuzu zannederiz, çocukken onlara taparız, onlar bizim her şeyimizdir... Ergenlikte onları eleştirmeye başlar, bizim özgürlüğümüzü kısıtlamak istediklerini düşünürüz... Üniversite ve sonrasında ise bir an önce kendi evimize taşınmaya can atarız, derken evlenir, ebeveyn oluruz, aynaya bakar... “ya onlar gibi” ya da “tam tersini” yaptığımızı farkederiz...

August: Osage Country, çok popüler bir tiyatro oyunun müthiş bir oyuncu kadrosu ile beyaz perdeye aktarılmış versiyonu... Konu üç kız çocuklu bir ailenin etrafında döner. Buna bir de, bir teyze-enişte-oğulları eşlik eder.

Sahne, “Karım ilaç kullanıyor, ben ise içiyorum. Bu aramızdaki sessiz anlaşma” diyen ve intihar eden babanın ölümü ile başlar...


Ağız kanseri (!) olan, bu hastalığın sebebini ispatlarcasına sert dilli anne Violet (Merly Streep) ağır bir şekilde ilaç kullanır. Kocasının intiharından dolayı duyduğu suçluluk duygusunu evin en fazla sevilen büyük kızı Barbara’ya yansıtır ve onu evden uzaklaşmak ile suçlar. Evi terkettiği için babasını çok üzdüğünü iddia eder. Bir kızı olan Barbara ise kocası ile boşanmamış olsalar da ayrı yaşamaktadır... Violet, kendi kardeşi Mattie Fe’nin evde popüler sevilen kız olduğundan bahsederek Barbara ile benzerlik kurmaktadır.

Ailenin tüm kadın karakterlerinin eril enerjileri yüksektir ve kendilerine uygun iyi huylu adamlarla evlenmişlerdir. Bu baskın karakterlik dişil enerjilerini bastırdığından dolayı sevgi vermek yerine otorite ve sert bir yolu tercih ederler.


Anneler bir yandan çocuklarına karakter aşılamayı görev edinirken, coçuklarını ağır bir şekilde eleştirir, kendi çocuklukları ile karşılaştırır, kendini acındırır... Barbara’ın kardeşleri Ivy ve Karen ise ailenin tam tersi yönlere gitmeye çalışırlar ama onlar da içlerinde çelişki yaşarlar.
Büyük kız babanın favorisi ama kocası ile ayrı yaşamaktadır. Annesi Teyze babasının favorisi, dominant... Kocası ot içer; oğlan zayıf karakterli, kendine güvensiz biri olmuştur...

Aile, babalarının ölümü ile birçok aile sırrını ortaya çıkartırken, hem birbirlerini hem de kendilerini daha iyi anlamaya, tanımaya başlarlar.


Merly Streep ve Julia Roberts’in Oscar’a aday gösterildiği filmde tüm oyuncular doğru seçilmiş ve çok başarılı bir performans ortaya koymuşlar. Merly Streep’in sıradışı performasına şaşırmaya bilirsiniz ancak Julia Robert ilk defa bu düzeye ulaştığını söyleyebilirim.
“Tanrı’ya şükür geleceği tahmin edemiyoruz.” [Karen]
 Aile, aile, aile... Hepimiz kurbanların kurbanıyız...