2 Mayıs 2015 Cumartesi

The Tree of Life


“Dünyanın temellerini önüne serdiğimde neredeydin? Gündüz yıldızlar birlikte şakırken ve neşeyle Tanrının bütün çocukları neşe çığlığı atarken.” (Job 38:47)
Carl Sagan’ın muhteşem belgeseli Cosmos’u hatırlarsanız, evrenin başlangıcı olan büyük patlamadan bugüne kadar olan tüm süreyi bir tam sene gibi ele alır. Böylece büyük patlama 1 Ocağı gösterirken, günümüz ise 31 Aralıktır. Her ay yaklaşık 1 milyar yıla denk düşer. Samanyolu Martta, güneş sistemimiz ve gezegenler ise Ağustosta oluşur. Bilinen en eski canlı Eylül’de yani 4 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Dinozorların dünyaya hakim olması 24 Aralığı bulmuştur... Tüm insanlık tarihi takvimin son günü olan 31 Aralığın son saatinin son 6 dakikasına denk düşer.Yazı 15 saniye önce bulunmuş, Mısır Piramitleri 10 saniye önce yapılmıştır. Bu takvime göre ortalama bir insan ömrü sadece 20 ms yani saniyenin beşte biri gibi sürede bitmektedir.

Zaman ve boyut olarak evrenin o kadar ufak bir zerresini oluşturuyoruz... Buna lakin hiç bir sorgulama yapmadan sanki evrenin merkezi bizmişiz, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya çalışıyor, bir çok şeyi dert ediyoruz kendimize... Her insanın ilk önce yapması gereken varlığını sorgulaması gerekliliğidir.

Neden bu dünyaya geldik? Hepimiz, her canlı ve hatta yıldızlar bile bir gün ölecekse tüm bu evrenin anlamı nedir? Tanrı nasıl bir şeydir? Bizi gözetler mi? Yoksa o her yerde midir? Suretinden ruhumuza üflediyse ne anlama geliyor?


Budha, aydınlandığında belki bu soruların tamamına ulaştı. Ancak kendisi bunu kimseye anlatamayacağını belirtti. Dinlerin tarihine bakarsak bunun ne kadar doğru olduğunu görürüz. Demek ki, işin zor tarafı bunun cevabını ancak her kişinin kendisinin kovalaması ... Mevlana veya Yunus Emre gibi...

İşin diğer tarafı ise bu tip sorgulamalara hayatımız tıkırında giderken değil de, bir şey bizi dürttüğünde düşünmeye başlamamız. Başımıza gelecek hastalık veya kayıp gibi olaylardan sonra yapılan ilk tepki Tanrıyı sorgulamak ve ona isyan etmek...

The Tree of Life, üç oğlandan birini kaybeden bir aileyi konu alıyor. Bu kayıptan etkilenen çift ve onların ilk oğulları üzerinde geçiyor olaylar. Düzenli kiliseye giden çift bunun neden başlarına geldiğini sorgularken, filmde en ilginç bölümlerden biri ise evrenin, dünyanın ve yaşamın başlamasına ilişkin muazzam sahneler...

Filmde doğa yolu diye aldandırılan Matrix’in içindeki hayat ifade edilir. Hiç memnun olmayan, hiç yetinmeyen ve mutsuz olmak için bir sebep bulan zihin yapısı... Diğeri ise evren ile bir olduğumuz akışta yaşadığımız, kişilik dediğimiz maskelerin atılmış, unutulmuş olan... Varlığın sonsuzluğa uzandığı...

“Hayatta bize iki yol öğretilir. Biri doğanın yolu, biri lütuf yoludur. Hangi yoldan gideceğinizi seçmelisiniz. Lütuf yolu, kendini memnun etmeye çalışmaz. Unutulmaya, boşlukta var olmaya doğru yol aldırır. Hakaret ve yaralanmaları önemsiz kılar. Doğa yolu, sadece kendini memnun etmeye çalışır. Diğerlerinin de memnun etmesini ister. Patronluk taslamayı sever. Kendine ait bir yolu vardır. Mutsuz olmak için neden bulur, etrafında parlayan dünya için de...”
Baba ise hayallerinin peşinden gitmemiş, mevcut durumundan memnun olmayan biri. Çocuklarını kendi doğrularına göre büyütmeye çalışan sert bir baba, zaman zaman eşini de suçlayan... Yaşadığı dualite, hayalinde olması gereken kişi ile yaşamındaki olduğu kişi arasındaki fark... Filmin sonuna doğru kendisini şöyle ifade eder:
“Sevilmek istedim, çünkü harikaydım. Büyük adamdım.Bir hiçim. Etrafımızdaki yüceliğe bak. Ben utanç içerisinde yaşadım. Yüceliği görmedim ve onu onurlandırmadım. Ben aptalın tekiyim.”
Babasının bu tavrından dolayı ondan nefret etmiş büyük oğul ise bilinçaltından kendini ispatlarcasına babasının peşinden gitmiş, doğanın kalmadığı plazalarda, son derece lükse ve soğuk bir yaşayan ama devamlı arayışta olan biri haline gelmiştir... Kardeşini ve dolayısıyla Tanrıyı aramaktadır...
“Dünya kontrolden çıktı. İnsanlar bencil ve daha da kötüleşiyor.”
Filmin yazarı ve yönetmeni  Terrence Malick, To the Wonder filminde oldukça başarılıydı. Oscar ödüllü Sean Pean, Brad Pit ve iki kere Oscar ödülüne aday gösterilen Jessica Chastain ile kadro zengin tutulmuş.

“Ölüme sahip olmayan bir şey var mı? Gelip geçmeyen bir canlı var mı? Yüce olanı bulmalıyız. Bunun haricinde hiç bir şey bize huzur getirmez.”
“Mutlu olmanın tek yolu sevgiden geçer. Sevmediğin sürece hayatının bir anlamı yoktur.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder