26 Kasım 2013 Salı

Doomsday Book


“Nerden geldim, nereye gidiyorum? Ben neyim?” 

Doomsday Book (Kıyamet Günü), dünyanın ve insanların mevcut durumu ve geleceği hakkında üç ayrı hikayeden oluşuyor. Filmde ne ararsanız var; komedi, fantezi, drama ve korku...



İlk hiyakede mevcut yozlaşmışlığın içerisinde doğal ve temiz olmayan yöntemlerle masaya gelen et yüzünden insanlar zombiye dönüşür... 
Kahramanlarımız flört eden bir Kore’li çifttir. Her anı kaydetmek ve fotoğraflamak isteyenleri temsilen şöyle söyler...
“Her anın kaydını tutmak istiyorum. İyi de olsalar kötü de sadece anılar kalıyor elimizde.”
Bu, anlara, hatıralara tutunmak zihnin ürünüdür... 
Bugün tüm anılarınız silinseydi, kim olurdunuz? Tamamen başka bir diyarda uyansanız ve hiçbir hatırlamasaydınız ne yapmak isterdiniz?



Filmin en yavaş ama bir o kadar ilginç kısmı iki hikaye... 
Aydınlanmış bir robottan rahatsız olan insanlığa haturlatmaya çalışır robot. Asimovu hatırlatacak kurgu ve çekimler bu filmin ana iskeletini oluşturuyor. 
Filmin en çarpıcı diyolaglarından biri bu hikayededir.

-Bu dünyada uyanış yaşayan her şeyin Buda olduğunu öğrendim, aramızda buna en çok yaklaşan da sizsiniz... Sizi imha etmek istiyorlar. Algılama yeteneklerinden şüpheliyim.

*Beni ne olarak görüyorsun? 

- Siz Buda’sınız.

*O nedir peki? Algılamak ayırt etmektir. Bilgiye dayanan bir sınıflandırmadır sadece. Tüm varlıklar aynı kaynaktan geldiği halde birine Buda diğerine saat diyen, algılarımızdır. Algılarımızı hiç değişmeyecek bir gerçek zannederiz. Bu sanrıysa acıyı doğurur. Tek başına algı anlamsızdır, algılama süreci de öyle. Ben de bu anlamsızlıktan doğan bir algıysam lütfen beni olduğum gibi gör.
Zihnini boşlukla doldur...”


Buda robot'un insanlara son mesajı şöyle olur:
“İnsanlar neden korkuyorsunuz? Şefkat, arzu, iyi ve kötü niyetler, aydınlanma ve kayıtsızlık, bu robotun basit yaratılışıyla gördüğü dünya çoktan tamamlanmıştı. Aslında hepiniz aydınlanmış halde doğdunuz. Sadece bunu unuttunuz. Bu robotun gördüğü dünya öylesine güzel ki. Siz bu dünyanın çoktan erişmiş olan efendilerisiniz. Derince düşünüp, özgürlüğe kavuşabilmeniz için dua edeceğim.”

Son kısım ise, bir küçük kızın sipariş ettiği bir bilardo topunun (8 numaralı) hikayesidir.
Komedi unsuru en fazla olan bu kısım, özellikle Kore’lileri iyi tanıyanlar için ayrıca bir eğlence kaynağı... Dünyanın sonu yaklaşırken, firmaların hala bu durumu değerlendirip satış yapmaya çalışmaları ironik bir durumdur.

Bu kısmında işlenen konu insanların kendi dünyasını kendi yarattıkları, tüm bu felaket gibi gözüken durumdan sonra yine bir değişim, yeni bir hayat...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder