13 Haziran 2014 Cuma

Labor Day


Hepimiz birbirimize bağlıyız. Bu bağlılık katman katman sistemler oluştururur. Evren’den en küçük sistem olan ailemize kadar...
Aile ise temel olarak anne-baba ve çocuktan oluşur. Çocuk için anne baba Tanrı gibidir... Bu sebeple onların üzülmelerini hiç istemeyiz; bazen bilincimiz bu söyler, bazen bilinçaltımız bizi yönlendirir...

Annesi ve babası ayrı olan Henry annesi ile yaşamaktadır. Babasının yokluğu annesini üzmektedir. Hatta annesine “tek günlük koca” kuponları hazırlayan Henry,  annesinin yatağına kahvaltı getirir, onu sinemaya ve yemeğe götürür ve köpüklü bir banyo hazırlar... Daha fazlasının veremeyeceği için kendini bu konuda yetersiz ve eksik hisseder.


Kendisi de içten içe bir babaya ihtiyaç duymaktadır. Başka bir aile kuran babasını az görmektedir. Yeni sistem eski sistemin önündedir. Adele ise bir şekilde hayata hafif küskün evden pek çıkamayan bir yaşantı sürer.

Derken bir gün, bir hapishane kaçağı onların evine sığınır. Önceleri devreye giren orkunun yerini başka duygular almaya başlar. Evdeki boşluğu dolduracak kişi Frank mi? Frank’in de hikayesinin anlatıldığı dokunaklı bir film.


Konusunu Joyce Maynard’ın aynı isimli romanından almış. Yönetmen, oyuncu ve senarist Jason Reitman ise Juno ve Up in the Air ile Oscar ödülüne aday gösterilmiş takip edilebilecek bir yönetmen. Kate Winslet, yine zor bir rolde müthiş bir performance göstermiş. Finding Neverland, Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Oscar ödülü kazandığı The Reader filmlerini tavsiye ederim. Genellikle yan rollerde görmeye alışkın olduğumuz Josh Brolin de başarılı...


Henry: “Babamı kaybetmiş olmaktan dolayı annemin üzüldüğünü düşünmüyorum, bence sevginin kendisini kaybetmekten dolayı üzgün.”

2 yorum: