8 Ağustos 2014 Cuma

Lucy


“Hayat bize 1 milyar yıl önce verildi. Onunla ne yaptık?”

İşte film bu soru ile başlar...
Ve yaşamın evrimin sırları üzerine aksiyon dolu felsefik bir hikaye olarak devam eder...

Film evrimin tek bir bütünden çoğalarak genişlemesi, insanın evrimi üzerine özellikle beyne odaklanarak kurgulanmış. Her ne kadar beynimizin %10’unu kullanıyor olduğu bir efsane olsa da filmde bir çeşit hücre çoğaltan uyuşturucu fazla aldıktan sonra beyin kapasitesi hızla çoğalan Lucy’nin algıları, farkındalığı ve yetenekleri hızla gelişir. Bunu beynin kapasitesi yerine farkındalığın bir anda açılması gibi de yorumlayabilirsiniz. Lucy’nin yaşadığı paranormal yeteneklere sahip olan bazı kişilerin zihinlerini sakinleştirip, yoğun meditasyon ve enerji çalışmaları ile benzer seviyey ulaşıldığı biliniyor.


Lucy sonuç olarak beynin onu değil, onun beyni kullandığı bir aşamaya geliyor. “İnsanlık” diye tanımladığı duygusallıktan çıkan Lucy, tüm hücrelerin milyarlarca yıldır taşıdığı bilgilere ulaşmaya başlıyor.

Konunun ayrıntıları anlatan Profesör Norman’ın dediği gibi:
“Biz insanlar olmaktan çok sahip olmakla ilgileniyoruz.”

Bu bana 13 yaşında Dünya Öğretmeni ilan edilen ve herhangi bir dine ve kitaba bağlı olmadan düşünür, konuşmacı ve yazar olan Krishnamurti’yi hatırlattı. Kendisi bu bilgeliyi hiç bir şey okumadan öz gözlemi sayesinde edinmiştir.


                            Lucy: “Cehalet kaos yaratır, bilgi değil...”

Lucy zihninin açılması ile bilgeliği artar, artık başkalarını kontrol etmenin yanısıra varoluşun arkasındaki sırlar üzerine yorumlar yapar. Düşük benliğimizin bir ürün olan egoyu kastederek, varlığımızı insan seviyesine indirgediğimizi, mantığımızın algılayabileceği kadar anlaşılır hale getirdiğimizi anlatır. Böylece ölçülebilir bir dünya yaratıp, ölçülemez sırları unuttuk.

Bu da Kuantum fiziğinin güzel bir tarifi; bilimadamları maddenin derinliklerine daldıkça ne ölçülebilir bir şey buldular ne de zaman... Geriye sadece ilişkiler kaldı. Her şeyin bir enerji olduğunu ve diğer enerjiler ile etkileşim içinde bağlı olduğunu keşfettiler.
“Önemli olan zaman değil, önemli olan yaşam...”

                                                    LUC BESSON

Scarlett Johansson ve Morgan Freeman’dan öte film yazarı ve yönetmeni Luc Besson’dan bahsetmek daha doğru olacaktır. Taxi ve Transporter gibi sadece aksiyon içeren filmler de yapsa Luc Besson dönem dönem çok sıra dışı yapımlarla kendini öne çıkartıyor. İşte bunlara örnek:
The Big Blue (1988), The Fifth Element (1997)
Leon: The Professional (1994), Angel-A (2005)
Her ne kadar Fifth Element’in önüne geçmek zor olsa da Lucy kanımca Besson’un içerik ve bakış açısı olarak en iyi yapımı.


Ayrıca Besson’un mizahi yanını da film de bolca görüyoruz. Komik bir karakter olan polis Del Rio ile yakınlaşan Lucy’nin diyalogları muhteşem:
Pierre Del Rio: Öleceğimize geç kalmayı tercih ederim.
Lucy: Gerçekten hiç bir zaman ölmüyoruz.

Tüm bu maceranın sonunda ise Lucy tüm bilgilerini insanoğluna aktarmanın bir yolunu bulur ve sorunun cevabı artık verilmiştir:
“Hayat bize 1 milyar yıl önce verildi. Şimdi onunla ne yapacağımızı biliyoruz...”
Not: Bize filmi özel gösterimde seyretme imkanı tanıyan BEYAZPERDE'ye ve Hande Kara'ya teşekkür ederiz.

2 yorum:

  1. Tek başıma izlediğim bir filmdi sonu çok saçma bitti bence başlangıç güzel sonra kadının bilgisayar olması falan mantıksız :(( çekilişim var beklerim

    YanıtlaSil
  2. Yorum için teşekkürler... Benim bakış açıma göre Lucy bilgisayara dönüşmüyor. Farkındalık seviyesi çok üst düzeye çıktığı için Hakikati kavrıyor ve yetileri sonsuz veya Tanrı gibi bir mertebeye çıkıyor. Tüm bu bilgileri insanlığın hizmetine sunuyor, bunu görsel olarak vermek zor bir olay sonuçta... Temelinde fiziksel bedenden ayrılıp ruh olarak her yerde var olabilir bir hal alıyor... Sevgiler

    YanıtlaSil