5 Şubat 2015 Perşembe

Orada Mısın?

Bir yıl daha geride kaldı... 
Ya ne çabuk geçti, hiçbir şey anlamadım mı diyorsun?
Yoğunluktan, koşturmacadan hayat akıp gidiyor mu?
Yoksa bu yıl mutlu veya hüzünlü ama dolu dolu mu geçti?
Yaşadığın her gün, her an orada mıydın?
Yoksa bilinçaltı otomatik pilotta idare mi etti çoğu zaman?
Temel inançların, alışkanlıkların davranışlarını ve tavırlarını mı belirledi?
Yoksa hiç farkında değil misin?
Farkında değilsen tam olarak orada değilsin demektir...

Biz orada değilsek, alışkanlıklarımız ve temel inançlarımızla bilinçaltı bizi otomatik olarak yönlendirir. Dişiniz fırçalamışsınızdır ama hatırlamazsınız, gözlüğünüzü ararsınız ama zaten kafanızdadır... 
Eğer hayatımız genelde böyle geçtiyse, şapkayı önümüze koyup, yeni yıl planları yapmadan geçen yıla bakıp öğrenmeliyiz, neyiz ve nerelerdeyiz?


Lise zamanından hangi öğretmeninizin gözlerini hatırlıyorsunuz? Sizin de her zaman neşeyle çalışan hademe veya kantin çalışanınız var mıydı? Burnunuz kanıyor diye sizi hastaneye götüren kırtasiyeciniz? Meslekleri ne olursa olsun hayatla ve yaptığı iş bir olan, geçmiş ve gelecekte takılı kalmamış birileri... Başkaları olmasa da yaptığından neşe duyan, kimse olmasa da aynı özeni gösteren ve yaptığı işle orada olan...

Ya eğer her yaptığımız işte, eylemde orada olsak, onu hissetsek nasıl olurdu? 

Her ne kadar kadınlar erkeklere göre daha çok işi aynı anda yapabilse de gerçek bu değildir. Beyin ancak bir eylemi yapar ve hızlı bir bir şekilde devamlı diğer bir eyleme geçer ve farkına varmazsınız, ve her geçiş yorucudur... Bu sebeple birçok işi bir anda yapmaya kalkanlar akşam epey yorgun hissederler.

Bir şeye kendinizi verdiğinizde onunla bir vücut gibi olduğunuzda ne olur? Zihin susar ve yaratıcılığınızın kaynağı olan kalbinizle bağ kurarsınız... Düşünce bir geçmiş ve gelecekte tutar ve yaratıcılığımızı öldürür. Beynimizin temel görevi bizi hayatta tutmaktır. Sizi koruyan bir görevli düşünün; onun devamlı tetikte olmasını istersiniz, değil mi? Geçmiş deneyimlerinden faydalanan, hep en kötüyü düşünüp endişelenen, gergin ve atağa hazır... Aynen zihin de böyle çalışır. Sanal tehditlere karşı fiziksel hamleyi de yapmadığı için de gerginlik dolu bir beden! 

Bir sanatçı ya doğal veya doğal olmayan (hatta bazen yasal olmayan) yollarla dinginliği keşfettiğinde bir eser ortaya çıkartıyor, sanki hep ben dediği şeyin eriyip daha yüce bir kaynakla bağlantı halindeymiş gibi...


Biz de sevdiğimiz işi yapıp, onda usta olabilir miyiz?

Ailemiz ve sosyal çevremiz bize işleri nasıl yapacağımız, problemleri nasıl çözeceğimiz konusunda bizlere kılavuzlar ve teknikler verdiler. Öte yandan, öğretmenlerimiz bizi ve metotlarımızı eleştirdi. Çoğumuz da kendimizi güvende hissetmek adına onların yolunu seçtik. 

Ancak bize öğretilenler sadece taklit olabilir, bilinenin tekrarı olabilir, yaratıcılık olamaz... Onu henüz kimse görmedi ki!

Dünyada bu konuma ulaşan kişilere şanslı, yetenekli veya milyonda bir olabilecek bir durum demek yine zihnimizin bizi rahatlatmak için bulduğu zekice bahanelerden sadece birkaçı.
Artık nasıl diye sormamak, vazgeçmek zamanı gelmedi mi? Bu soruyu soran zihni bırakmak vakti? İşin sırrı zihinsiz bir hale gelmek...
Evet; ZİHİNSİZ!


Muazzam bir şey gördüğünüzde, dilinizin tutulduğu bir anı hatırlayın.
İşte anda zaman kaybolur, dış dünya yok olur, zihin susar... Sadece sen kalırsın.
İşte böyle bir durumda ustanın elleri sanki dans edermişcesine hareket eder. Beyinden sinyaller ben illüzyonuna takılmadan gitmektedir sanki... Neye benzeyeceğine dair bir düşünce yoktur, herhangi bir korku da kalmamıştır; düşünce, zihin, ego olmadan bir yaratım çıkar ortaya...

Yaptığı şeyde kendini kaybeder usta...
Zihni çekip gider...
Ben erir...
Şaheseri ile birdir,
Tamamen oradadır usta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder