7 Ekim 2016 Cuma

Somuncu Baba: Aşkın Sırrı


13. Yüzyılda Anadolu...
Bir çok dervişin, aşığın yetiştiği bir dönem. Bu dönem daha sonra yüzyıllara da aktarılıyor. Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Tapduk Emre, Yunus Emre’nin yerini Somuncu Baba, Hacı Bayram Veli ve niceleri...


Yaklaşık 800 sene sonra, artık onların bizlere iletmeye çalıştığı öğretiler her yerde mevcut. Bunca zamandan sonra ya bu bilgilerden habersiz yaşarız, ya da bu bilgilerle donanmışızdır. Bilgilerle yatıp kalkıyoruzdur. Ancak bunları sözcüklerin ötesine götürecek kadar uygulama ve özümseme gerçekleşmiş midir? Yoksa bilgiler bizi sıcak bir şekilde avutuyor mu? Belki de bu aşamada cahil olmak, çok bilip de uygulamamaktan, özümsememekten daha iyidir. Cehaleti çabuk idrak edebiliriz. Bilgiler ise bizi kör edebilir.

“Aşk yolunda en büyük engel nefsinizdir. Önce nefsinizi yenmeniz gerekir. Aşk ki, yanmakla ölçülür, yok olmakla doğrulanır. Zor sevdadır bu, lakin yanmadan olmaz.”

Tüm bu uygulamalar, bizi zihni gözlemlemeye ve nefsi yok etmeye götürür. Bunu gerçekten yapmaya kalktığınızda bunun öyle kolay olmadığını görürüz... Bir kişi olduğumuza inanmışızdır... Onu ayakta tutmak için bir ömür harcamışızdır. Onun çoklu karakterini ve süreksiz oluşunu bile gözden kaçırmışızdır. Bizim sandığımız tüm duygu ve düşünceler, onun dışarıdan aldıklarıdır... Her şeyden tamamen sıyrıldığımızda, evrendeki çekimden başka bir bağ kalmaz; bu bağın adı ise, sevgidir...

Aşk yoluna çıktığınızda ise fark edersiniz ki, uyandıkça, eski rolleri oynamadıkça yalnız kalırsınız. Artık uyuyan, rüya gören Tanrı’ların arasında yalnızsınızdır. Bu, hakiki bir yalnızlık değildir... Belki de araftaki geçici bir durumdur. Tüm geçici durumlar bitene kadardır...

“Yalnızlık aşıkların imtihanıdır.”


Tüm bu imtihan bittiğinde ise, kelimeler, sözcükler suskunluğa bürünür. Mevlana’nın söylediği gibi, bin tane ok yarası vardır kalpte, ancak ortada ne ok vardır, ne de yay...

“Bu öyle bir sırdır ki, gören bilmez, bilen söyleyemez... Maksadın aşkı bulmaksa, yüreğini takip et. İnsan, küçülmüş alem, alem açılmış insandır...”

Öte yandan, bu yolculukta fiziksel olarak izolasyon ve inziva şart değildir. Yargısız ve beklentisiz bir sevgi, açık bir kalp, yanına yoldaş bulabilir...

“Korkma sevmekten. İnsanı sevmeyen Yaradanı da sevemez. İlahi aşka ulaşmanın bir yolu da Dünyevi aşktan geçer. Önemli olan güzeli sevmek değil, sevdiğini güzel görmektir.”

Sonra bakarsın ki, hayatta önümüze konmuş sahte hedefler amaçlar yoktur. Ulvi gibi gözüken ve daha tehlikeli olanlar da dahil. Kimse seçilmiş veya daha üstün değildir. Her insan, tüm insanlığı, Bir’liği temsil eder. Hayatı yaşamaktır, dans etmektir tek amaç... Belki de tek bir görev vardır; uyanmışlığını paylaşmak...
“Asıl büyüklük bizlerde değil, paylaşmayı bilen gönüllerdedir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder