21 Mart 2013 Perşembe

A Late Quartet



“Sizin yaşınızdayken büyük Pablo Casals ile tanışmıştım. Çok korkmuştum, zar zor konuşmuştum. Bunu hissetmiş olmalı, çünkü konuşmak yerine benden çalmamı istedi. Odaklandım, derin bir nefes oldım, başladım, notalar akmaya başladı, müzik çalıyordu, ve bu benim yaptığım en kötü müzikti. O kadar kötü çaldım ki, yarısına geldiğimde durmak zorunda kaldım.  
“Bravo,” dedi, “Aferin.” Sonra benden başka bir şey çalmamı istedi. “İkinci bir şans,” diye düşündüm kendi kendime. Daha kötü çalmamıştım. “Harika, mükemmel,” diyerek bana övgüler yağdırdı. Ve ben o gece yarıldıktan sonra, performansım için çok kötü hissediyordum, ama beni rahatsız eden nasıl çaldığım değil, Casals idi. Samimiyetsizliği.  
Yıllar sonra onunla Paris’te karşılaştım, ve o zaman beraber çaldık. Arkadaş olduk, ve bir gece, bir kadeh şaraptan sonra, yıllar sonra o söylediği saçmalıklar hakkında ne düşündüğümü itiraf ettim. Ve sinirlendi. Tavırları değişti, çellosunu aldı, “Dinle,” dedi ve çalmaya başladı. Bana çaldığın güzel kısımları çaldı. Casala iyi şeylerin önemini belirtti, zevk aldığı şeylerin. Destekledi. Ve gerisini, hataları sayanlara gerzeklere bıraktı. 

'Ben minnettar olabilirim, ve sen de olmasın,” dedi, “tek bir geçiş için, ve tek bir an için bile olsa.' "

Christopher Walken, Philip Seymour Hoffman ve  Catherine Keener... Bu oyuncuları, bu film için kim seçmişse kutlamak lazım. Mark Ivanir (The Good Shepherd) ve ilginç güzelliği ve ismi ile Imogen Poots (28 Weeks Later) da eklenince harika bir kadro çıkmış ortaya... Walken filmlerinde gitmeye devam... 


Bir parça ağır bir temposa da olsa, filmi konu alan dört müzisyenin hikayesi oldukça etkileyici. Üyelerden en yaşlısı olan Peter’in hastalığı sebebiyle emekli olmak istemesiyle derinlerdeki sorunlar birden gün ışığına çıkar. Robert ve Daniel arasındaki ego karpışması, evli olan Robert ve Juliette arasındaki duygusal problemler ve kızlarının onlara olan tepkisi...
Karakterlerin hemem hemen hepsi olaylara kendi çerçevelerinden bakarlar. Ve yıllardır biriken sıkıntılarını erteleyip daha sonra açarlar. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Juliette ve kızı Alexandra arasında geçer:


Juliette: Neden bana bu kadar kızgınsın? Benimle böyle konuşmana ne sebep oluyor?  Seni çok mu şımarttık? Alexandra: Sence ben memnun muydum? Sence iki koro üyesinin çocuğu olarak büyümek eğlenceli bir şey mi? Kim yılın 7 ayında turnede oldu? Ve ben arka koltukta bir keman ve bir viyola ile beraber oturdum. Her zaman. Bu eğlenceli mi? Sana öyle mi gözüküyor?Juliette: Sen her zaman ilk önceliğimizdin. Alexandra: Bu saçmalık! Bu saçmalık! Sadece ağzından çıkan kelimeler bunlar. Hepsi bu.

Bu hislerde olan Alexandra, bilinçli veya bilinçsiz anne ve babasında intikam almak ister ve ekibe zarar vermek ister; bunun sonucu olarak ekipten Daniel ile ilişkiye girer. Bu ilişki hizmetini yerine getirince ise Daniel’e artık gerek kalmamıştır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder