25 Mart 2013 Pazartesi

Esaretin Bedeli



Belki de gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri "Esaretin Bedeli
(Shawshank Redemption)."
7 dalda Oscar’a aday gösterilmiş, defalarca seyredebileceğiniz ve farklı mesajlar alabileceğiniz muazzam bir film.


Sadece erkeklerin rol aldığı ve bir hapishane geçen bir filmin, beni bu kadar etkileyeceğini düşünmezdim hiçbir zaman. Sanırım filmin en çarpıcı yönü kendimizi de dönem dönem hapsedilmiş veya kısıtlanmış hissetmemizle kurduğu ilişki. Üç kere Oscar’a aday gösterilmiş Frank Darabont’un filme kattığı müthiş atmosfer, müzikler ve akıcılık seyri mükemmel hale getiriyor elbette. Yeşil Yol (The Green Mile) ve Majestik gibi muhteşem filmlere imza atmış Frank Darabont, Stephen King’in kısa hiyakesini beyaz perdeye aktarmış.



Başrol oyuncuların da katkılarını unutmamak lazım.
2005 yılında Oscar kazanmış 1958 doğumlu Tim Robbins’I, her ne kadar Top Gun da rol aldıysa da onu1988 yapımı Boğa Durham ve 1990 yapımı Cadillac Man filmleri ile iyi hatırlıyoruz.  Diğer bir Oscar’lı oyuncu Morgan Freeman. Tim Robbins’den bir yıl önce bu ödüle layık olan oyuncu, beş defa defa Oscar’a aday gösterilir ve Driving Miss Daisy’deki rolü ile bu ödüle hak kazanır. Oyuncunun diğer rol aldığı filmler arasında, Se7en, Invictus, Million Dollar Baby, Bruce Almighty ve Batman Begins filmlerini sayabiliriz.

Gelelim filmin hikayesine:
Andy (Tim Robbins) kendisini aldatan eşini ve eşinin sevgilisini öldürmek suçu ile müebbet hapse mahkum olmuştur. Bankacı olan Andy, bu cinayetleri işlemediğine emindir. Ancak bu hakimin fikrini değiştirmemiştir. Shawshank hapishanesinde genç yaşta suç işleyen ve pişmanlık yaşayan Red (Morgan Freeman) ile tanışır.



Red ile yakınlıkları dostuluğa doğru ilerler, Red daha ilk zamanlarda bile Andy hakkında şöyle bir yorumda bulunur: 
“Sanki parkta gezinti yapan, üzerinde görünmez bir kalkan olan biri…”
Tüm haksızlıklara ve zor şartlara rağmen kendini bunların dışında tutabilen biridir Andy… İlk iki senesi kabus gibi sıkıntılarla geçer ama Andy, tüm bunlarla mücadele eder, kavga eder, dayak yer ama yıkılmaz. Ta ki bir gün hapishanenin en zorlu gardiyanlarından birinin vergi borçlarına yardım etmeyi teklif eder. Gardiyan onu binadan aşağı atacakken, gardiyanı ikna eder ve karşılığında arkadaşları için kişi başına "üç bira" ister.
Kendisi bira içmemesine rağmen bu olay onun yüzünü gülümsetir.
Andy kendini özgür ve normal hissetmiştir.


Andy kendini iyi hissetmek için sevdiği arkadaşlarına bir şeyler vermeye çalışır.
Andy gardiyanı ikna ederken önce gardiyanı şaşırttı ve ona “ne kazanacağını” başta söyledikten sonra ona nasıl olacağını anlatır.

Andy daha sonra yayılan şöhreti nedeniyle kütüphaneye gönderilir. Buranın durumu vahim olduğundan dolayı, dışarıdan yardım için haftada bir mektup yollamaya başlar.
Hiç cevap gelmez ama Andy mektuplara devam eder. Tam altı yıl sonra kutular dolusu kitap ve bir miktar maddi destek gelir ve mektupların kesilmesi istenir.




Bunun üzerine Andy, haftada 2 mektup yazmaya başlar.
Ta ki, eyaletin en iyi kütüphanesini kurmaya yetecek kadar yardım toplayana kadar.


Andy hedeflerinin ve hayallerinin peşinden kararlı bir şekilde koşmaya devam eder ve elde edilen başarılardan sonra yeni hedefler koyarak ilerlemeye devam eder.

Filmin diğer bir ilginç karakteri ise hayatının elli senesi hapishanede geçiren yaşlı Brooks'tur. Ceza süresi bitince kendine öldürmeye kalkar. Çünkü hapishane hayatına o kadar çok alışmış ve benimsemiştir ki, bu hiç bilmediği "özgür hayat"tan korkmaktadır.

Brooks, hiç bir şekilde kendini geliştirmeden, mevcut ortam ve koşullara uyum sağladığı için bu hayatın dışına çıkmamıştır, başka bir seçeneği düşünmemiş ve hayal etmemiştir. Mevcut koşullarını hep saklamaya çalışmıştır.

Red, Andy’nin gözündeki ışığı görüp onun için endişelenmeye başlar ve der ki:
 “Umut çok tehlikelidir… insanı çılgınlığa götürebilir.”


Andy'nin görüşüne göre ise, umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şey ve iyi olan hiçbir şey yokolmaz...


Andy aksine umudunu hiç kaybetmez. Umut ve hayallerimiz bizi ayakta tutar ve hayatımıza anlar katar. Hayallerimiz için elle tutulur çalışmaları yapar ve sabırlı olursa hayallerinin gerçekleşeceğine inanır ve bunu tam yirmi sene sonra bunu inanılmaz bir şekilde başarır!

Hayallerimize, hedeflerimize, elimize aldığımız işimize kendimizi Andy gibi darasak sonunda ne olur?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder