1 Temmuz 2017 Cumartesi

Dangal


Eski amatör güreşçi Mahavir Singh Phogat'ın iki kızını güreşçi olarak yetiştirmesi ve sonrasında kazanılan madalyalar... Özellikle de büyük kızı Geeta Phogat tarafından kazanılan müsabakalar... Severiz böyle gerçek başarı hikayelerini... Hayallerimizi beslemek için ilham olacak hikayelerdir bunlar. Ancak hikayenin ardında hangi gerçekler yatmaktadır?

Oysa Mahavir, her kız çocuğu doğduğunda mutsuz olmuş, hep kendi gibi güreşçi olacak oğlan çocuğunu beklemiştir. Bu durumu tüm kasaba bilmektedir, dolasıyla da kızları da... Dört kızdan sonra vazgeçmiş, mutsuz bir şekilde yaşarken, kızlarını zorla güreşçi yapmaya karar vermiştir. Zorla saçlarını kısacık kestirmiş, onları antrenman ve güreşler için zorlamıştır... Kızlar, istemeyerek de olsa bir süre sonra güreşçi olmayı kabullenmişler. Daha sonra kazandıkları madalyalarla babalarının gurur duymasını sağlamışlar.

Tüm ezbere bildiğimiz her şeyi bir kenara bırakarak bu hikayeye yeniden bakabilir miyiz? Hiç bir bakış açısı olmadan? Bu mümkün mü? Hele bir de madalya kazanamasaydı bu çocuklar, o zaman hikayeyi kimse duymayacaktı bile... Peki madalyalar neyi ifade ediyor? Hiç düşündük mü? Madalya denilen metalden yapılan şey, o anda yarışmada – rekabet ve kıyaslama – kimler varsa onların önünde yarışı tamamlamak demek. Güreş sporunda bir insanın diğer bir insanı yaka paça sağa sola atması... Gerçekten spora dair tüm deneyim ve bilgilerimizi bir kenara koyup, tarafsızca, bir uzaylı gibi bakabilir miyiz duruma? Bir insan diğer bir insanı yere yatırıyor ve savuruyor... Daha iyi savuran madalya kazanıyor ve babanız sizinle gurur duyuyor. Kendi yapamadığını onun adına siz yapıyorsunuz. Hatta kızları bizzat tanımayan ve kendini Hintli olarak tanımlayan yaklaşık bir milyar kişi de gurur duyuyor... Bir o kadar insan da sizinle beraber seviniyor...



Kendimizi hiç bir milletle, cinsiyetle, meslekle tanımlamadan sadece bakabiliyor muyuz? Bu çocukların kendi hayatları yok mu? Yoksa ailemiz bizim için en iyisini bilir mi? Tüm bu olayların ardından gerçekten ailelerinin ve ülkelerinin gurur kaynağı oldukları için mutlu iseler bile bu gerçek ve kalıcı bir mutluluk mu? Bir şekilde madalya kazanmasalar mutlu olacaklar mıydı? 

Neredeyse hiç söz hakkı olmayan anneleri ve yıllarca erkek çocuk isteyen babalarına kendilerini göstermeye çalışan bilinçaltı mı? Yoksa alkışlanacak bir başarı hikayesi mi?
Rekabete dayanan zihniyeti hiç sorguluyor muyuz? Neden bir herhangi bir şeyi sadece takdir etmiyoruz da, daima kıyaslama yoluna gidiyoruz. Buna eğitim sistemimiz de dahil... 

Başarının izafiyeti hakkında ise ayrıca derinlemesine bir inceleme gerekebilir: http://tuvaletkagidinanotlar.blogspot.com.tr/2016/12/basarnn-izafiyeti.html 

5 yorum:

  1. Ya senin anlayışına, algılayışına, bilincine ne desem boş. Önceki filmlerini izlemedin mi, düşüncesini, mantalalitesini bilmiyor musun da gitmişsin entel edasıyla filmi eleştirmeye çalışmışsın. Senin kaç tane senaryon, kaç tane yönetmenliğin, kaç tane kurgun var ki ölümüne eleştirme hakkını kendinde görüyorsun. Kendince beğenmezsin eyvallah; ama başyapıt niteliğindeki bir filme de haksızlık edemezsin. Şimdi git o tozlu raflardan kaynakça olarak faydalandığın kalını kitabı al ve yeniden oku. Bir daha da film seyretme.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkürler. Ezbere bakmak, hikayenin ardındaki dinamikleri görmek bambaşka bir bakış açısı gerektirir. Bazen hepimiz dünyanın düz olduğuna inanırız... Sevgiler

      Sil
  2. İnanç gerçeği değiştirmez. Gerçek her zaman oradadır; kimileri olmadığını iddia etse de...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçek olarak niteliğimiz zihinsel olarak doğru veya yanlış olarak öğrendiklerimizden kaynaklanır. İyi gibi de gözükse, kötü gibi de gözükse tüm koşullanmışlar, bir koşullanmadır. Başarı tamamen görecelidir. Oysa yüzeydeki olayların ardında bambaşka dinamikler vardır. Bu dinamiklere bakmak için tüm koşullanmalardan özgür bir zihin gerekir... Lakin bu zihin her zaman bizi kestirmeden, en az enerji harcayarak - genel olarak kabul gören - yollar bulur. Madalya almışlarsa başarılı buluruz. Oysa bireyin kendini keşfetmesini cesaretlendirecek bir bilgeliğimiz yoktur... Teşekkürler. Sevgiler

      Sil
  3. Gercek bir butundur parcalanamaz..Gerçek: insan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşeydir.. Yani sizin zihinsel ogrenmelerinizden kaynaklanmaz ..

    YanıtlaSil