19 Haziran 2013 Çarşamba

Yanılsama - İnsanoğlu Neyin Peşinde?


İnsanoğlu neyin peşinde?
Tüm bu olayların arkasında yatan ve şiddeti oluşturan ‘tutku’, ‘arzu’ neden kaynaklanıyor?
Din mi? İnanç mı?.. Öyle olsa, sanırım bir kısım, bir masa başında oturup bununla ilgili felsefe yapar; diğerleri ise inandığına ibadet etmeye devam ederdi... Dünya da umurunda olmazdı; lakin tüm dinlerin vadi ölümden sonra ölümsüz bir hayattır...


O halde daha derinlere indiğimizde karşımıza ağırlıklı olarak ‘para’ ve para ile alınabilneceği zannedilen itibar, güç vs çıkar.
Para diye bir nesnel bir şey yoktur. Para, tanım itibariyle mal ve hizmetlerin değişimi için kullanılan bir araçtır; takasdır yani...
İtibar ise egonun bir tuzağından başka bir şey değil...
İnsanlar, efsanevi uygarlar haricindeki bilinen tarihinde hep aynı maddesel ve egosal temaların peşinden koşmuş ve devamlı savaşmıştır. Bu hiçbir büyük topluma huzur ve mutluluk sağlamamış... Ve Dünyayı bu haline getirmiştir...
Hangi hapı yutacağınıza siz karar verin!


Bakalım bu konulara bilim nasıl yaklaşıyor? 
Kuantum fiziğinin babalarında Fred Alan Wolf’un kitabından alıntılar:

[Ruh, kendisini özün uzaydaki yansıması olan madde şeklinde “görebilir”. 
Bunu arzulamaya başladığında, kendi doğasını göremez hale gelir ve maddeye dönüşmeye başlar.


Boşluk beklentilerin, umutların, hayallerin –her şeyin – kaynadığı kazandır.
Her an bir hayal boşluktan fırlayarak madde parçacıkları halini alır ve boşluk bu parçacığı olabildiğince çabuk bir şekilde geri almaya çalışır.
Ancak yaratılan madde, tıpkı kafesten kurtulan kuş gibi, kanatlarının farkına varır ve “hayır, almayayım” der. Bir yanılsama içinde “Nihayet özgürüm” diye haykırır. 

Büyük patlama işte bu şekilde gerçekleşmiştir. Bu olaydan 10-20 milyon yıl sonra, tinsel bir arayış içindeki bizler, özümüzü özgürleştirmeye, özün sınırlı bir yayılımı olan ruhu, maddi bağımlılık tuzaklarından kurtarmaya uğraşıyoruz. 

Maddi arayışlarımızda –olabildiğince büyük– servet peşinde koşuyoruz.
Zaman ve zamansızlık arasındaki savaş hiç bitmiyor.

Bağımlılık, insanın tinsel boyutunu dikkate almadan tedavi edilemez.
Öncelikle tüm bağımlılıkların kökeninde maddi bir form bulma arzusunun yattığını kavramamız gerekir. 


Ruh maddeye dönüştüğü anda bağımlı hale gelir ve nihayetinde kendisini bir benlik olarak görmeye başlayarak acı çeker.
Ruhun acılarından kurtarılabilmesi özün soyut duruma dönmesi gerekir.
Bir anlamda tuzağa düşen ruh en değer verdiği duygudan, gerçelikten vazgeçmelidir.

Buda tüm ıstıraplarınnın kökeninin aynı olduğunu hissetmişti: beden ve zihnin ego ya da benlik arasındaki çok sayıda sürecin sonucu ortaya çıkan sahte kimlik.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder