15 Eylül 2013 Pazar

Ölüm


Kelime olarak bile ‘Ölüm’ tüylerinizi diken diken mi ediyor? Rahatsız mı oluyorsunuz? Hasır altı mı ediyoruz bu konuyu?  
Korkuyor muyuz ölmekten?
Klasik deyişlerimiz olan, “ölüm de doğum kadar doğal bir şey” veya “hepimiz nasıl olsa öleceğiz” veya “yarın ölecekmiş gibi yaşa” cümleleri hakkında gerçekten oturup düşündük mü? Anlamadık mı? 

Yoksa herkes gibi o çok uzakta mı? Ve ondan uzak durmak için maddi, manevi her şeyi yapıyor muyuz? 

Her konuda varsayım ve tahminlerle endişe için yaşayan insan zihni, gerçekten tek bir konuda emin; o da ölümün gerçekleşeceği... Bilinç sayesinde bu bilgiye sahibiz. Hiç bir başka canlı öleceğini bilmiyor ve geleceğe dair hiçbir endişe olmadan ‘yaşıyor’...

Kim olursanız olun, ne başarmışsanız başarın, yine de ölüm korkusu sizi etkileyebilir. Hangi dürtünün, sıkıntının köküne inerseniz, eninde sonunda egonun korkusunu bulursunuz; belki bu korkuların en tepesinde de yok olma korkusu yani ölüm geliyor...


Ölüm kelimesinin çağrışımları da genellikle olumsuzdur; acı, tasa, üzüntü, keder ve en popüler olan 'kayıp'... Sanki oyundan atılmak gibi bir şeydir ölüm... Bu şekilde düşününce paralize oluruz ve onu düşünmemeye çalışırız. Çok uzun zamanımız olduğunu sanarız.
Öte yandan, ölümün bir çeşit dönüşüm olduğunu düşünsek ne olurdu? 
Bizi oluşturan atomların içine bakan Kuantum Fizikçileri enerji alanları ve olasılıklar dışında bir şey bulamadılar... Ya ölüm sadece bu enerji alanının bir başka forma dönüşümü ise, nasıl hissederdik? Bir şeyi değiştirir miydi bu? Ölen her şey, yeni doğan için uygun bir ortam yaratmaktadır. Bu şekilde bir evrim olarak değerlendirebilir miyiz? Bunu başarabilir miyiz? Yoksa yine korku mu devreye girdi?

Korku boşluk olduğunda her yeri doldurur. Ölüm hakkında anlayış gelişmedikçe sinsi bir şekilde başka şekillere de girer. Ölüm korkusunun temelinde varlığımızın yok olacağı varsayımı yatar. Dolayısıyla var olmak, kendimizi göstermek bizim için hayatta kalma meselesidir... Kendimizi göstermek ve var olmak için de genellikle başarı yalanına sarılırız. Bu bize öğretilmiş bir durumdur. '
Başarısızlık korkusu’ bazen, ölümün kendisinden daha fenadır. İnsanların büyük başarısızlıkların ardından intihar etmeleri veya ölü gibi yaşamaları bunu ispatlar gibi duruyor.

Sürekli bir şeyler başarmaya çalışırız. Başaramayınca da dünya başımıza yıkılır. Başarınca da keyfini sürmeyi bırakıp yeni bir hedefe yöneliriz. İçimizdeki boşluk hala açtır...
Varlığımızın kanıtı başardıklarımızmış gibi...
Oysa ki, korkunun üstesinden gelmek istiyorsan, onunla yüzleşmeliyiz...
Peki bu ne demek? Yüzleşmek, gözlemlemeyi beraberinde getirir. Kendini gözlem, ancak sakinleşmiş, düşünme bağımlılığından kurtulmuş berrak bir zihin ile mümkündür. Korku, korkandan farklı bir şey midir? Üstesinden gelmek; savaşmak, çabalamak, korkuyu korkandan başka gibi görmek anlamına geliyorsa; bu şekilde korkunun önüne geçilemez.


Korkunun zihinde oluştuğunu bilirsek, geçmiş ve gelecekte yaşamayan bir zihin, korkunun kendisini anlayacak ve bu anlayış onu özgür kılacaktır... Bu bütün olmaktır, olan’ı kabul etmek – kabullenmek değil – hayatın döngüsünü anlamaktır.

Hayatımız, ileride gelecekmiş gibi plan yapıp, onlara sarılan zihin, kendini tatmin olmamış hissedecek ve içsel dengeyi yakalayamaz. Oysa hayatımız, sadece şu andadır, şu an bu yazıyı okuduğunuz andır...

Eğer, başarısızlık, korku, ölüm gibi yadsıdığımız ancak her an içimizde olan kavramlar yerine ‘özgürlük’, ‘sevgi’ ve ‘coşku’ gibi kavramlara kendimizi açtığımızda hayatımız nasıl olur? Kendimizi bütün ve özgür hisseder miyiz? 

Bunların cevaplarını size verecek veya size öğretecek kimse olamaz! Bunu ancak her birey, kendi bulacaktır. Her bireyin buna yetkinliği vardır. Herkes, zihnini gözlemleyerek zihnin nasıl çalıştığını anlamayabilir. Anladığımız zaman onun esiri olmaktan kurtulursunuz. 

Böylece her an açık bir zihne sahip olursunuz. Yargısız olmak, çok önemlidir, özellikle de kendimize karşı! En kolay kendimizi yargılar ve suçlarız. Sadece bir illüzyon olan varsayımlardan kurtulursak artık zihni gözlemlemeye hazır oluruz.


Bir çok öğretiye göre bizler bir enerji alanıyız veya ruhuz... Ve bu gerçeklikte geçici bir süre bedenlerimizle varız. Hayat bize verilmiş bir lütuftur. Yaşamak dışında bir işimiz yoktur. Ölüm, sadece ruhun oluştuğu enerji alanına veya Yaradana dönüş değil midir? Kalıcı olanın geçici olandan korkması ne tuhaftır?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder