16 Mart 2014 Pazar

Her


Önce bedenlenir dünyaya geliriz... Bir bütünüzdür, bedenimizi bile algılamayız önceleri. Bebek anne ile kurduğu sevgi bağı ile kendini onunla bir bütün olduğunu zanneder. Onun sevgisi dahil tüm duygularını alır sahiplenir... O mutlu olursa kendisi de mutlu olacaktır. Daha sonra farklı bedenlerin olduğunu idrak eder. Bu ayrı “ben” oluşumunu ortaya çıkartır ve önceleri annesinin onu sevmesi yeterken, daha sonraları diğer insanların da onu sevmesini arzulamaya başlar. 

Bu arzu sonuçları ile olumlu veya olumsuz uçlara gidebilir; bu Hitler ve Gandhi arasında fark gibidir ama temelinde ihtiyaç aynıdır. Sevgiye muthaç olma durumu, sevilme ile benlik yaratmak... Bu durum o kadar travmatik bir hal alır ki ve aşkın içine (fall in love) düşülür...


“Her” filmi insanoğlunun sevgiye olan ihtiyacını analiz eden başypıtlardan biri mi? Filmde sevgiyi arayan bir adam en sonunda bir yazılıma aşık olur. İşin en sıradışı yanlarından biri ise Theodore’un yazılımın diğer insanlara hizmet ettiğini anlamasıyla ortaya çıkar. Yazılıma aşık olan Theodore onu kıskanmaya başlar! Filmde, Amy, 'aşkın içine düşme'yi (fall in love) sosyal açıdan kabul edilebilir delilik olarak tarif eder.

Her türlü duyguyu deneyimlediğini düşünen Theodore yeni duygular yeni heyecanlar aramaktadır; bunu ona Samantha adlı yazılım vermeye başlar. Samantha, Theodore’un duymak istediklerini söyler bir bakıma... Cinselliği bile deneyimleye başlayan çift, kaçınılmaz sona doğru mu ilerler?
Byron Katie, tek bir dua edecek olsa şöyle olurdu dermiş:
“Tanrım, beni sevgi, onay ve takdir arzusundan kurtar.”

Beş dalda Oscar’a aday gösterilen film, en iyi orijinal senaryo dalında ödül kazanır. Filmin yönetmeni Being John Malkovich, Adaptation filmlerinden hatırlayacağınız Spike Jonze. Yazılımdaki ses Scarlett Johansson’a ait. Filmin kahramanı ise çok uzun süredir beğenerek takip ettiğim Joaquin Phoenix...

İlk defa Gladiator filmindeki rolü ile Oscar’a aday gösterilir. Joaquin PhoenixTo Die For, U Turn, 8MM, Gladiator, Signs, The Village, Ladder 49, Hotel Rwanda, ve Walk the Line gibi filmlerde kariyerini sağlam bir noktaya getiren Joaquin Phoenix, 2012’deki The Master ile bir kez daha Oscar ödülünü çok yaklaşır.
http://tuvaletkagidinanotlar.blogspot.com.tr/2013/02/the-master.html
“Samantha: Geçmiş kendimize anlattığımız bir hikayedir sadece.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder