9 Mart 2014 Pazar

Stanley Kubrick


Filmler bizleri farklı dünyalara götürür; kimi zaman kendimizi buluruz, kimi zaman konuşulmayanı gözterir kimi zaman da hayallerimizin ötesinde bir dünya yaratır.

Filmde rol alan sıradışı oyuncuları görürürüz ve içenlikte rollerini canlandıranları takdir ederiz; yönetmenler az da olsa arka planda kalırlar. Her ne kadar filmin konusunda ve bende bıraktığı lezzeti üzerinde durup, işin sanatsallığı üzerinde durmamış olsam da, iyi bir yönetmenin sanatkarlığı sizde kalan lezzeti doğrudan etkilemektedir.

Dünyanın en büyük film arşiv sitesi olan IMDB’nin gelmiş geçmiş en iyi yönetmenler listesine baktığınızda ilk üçte Martin Scorses, Tim Burton ve Stanley Kubrik’i görüyorsunuz. Ardından Quentin Tarantino, Robert Rodriguez, Frank Darabont, Danny Boyle, Spielberg, George Lucas gibi isimler geliyor.

Danny Boyle bir kenara diğer tüm yönetmenler üç aşağı beş yukarı tarzları bellidir. Bir Tarantino’dan, bir Scorsese’den çıkmış bir film sizi şaşırtmaz. Kubrick filmlerinin ise bir tanesini diğerine benzetemezsiniz; sıradışı ve şaşırtıcı olmalarının dışında çok da ortak yönü yoktur. Tüm yönetmeliği boyunca sadece 13 film yöneten Kubrick, neredeyse son kırk senede sadece 8 filme imza atmıştır. Bu filmler, Kubrick tek yetkili olduğu yapımlardır. 

Kubrick, televizyonun sinemacılığı tehdit ettiği dönemlerde, Hollywood’un daha içten ve cesur yapımlarda savaşabileceğine inanmaktadır.



Stanley Kubrick: A Life in Pictures adlı belgeseli Tom Cruise seslendiriyor. Kubrick ile beraber çalışanları, meslekdaşları ve ailesi ile yapılan röportajlarla süslenmiş belgesel tüm filmlerin üzerinden akıcı bir şekilde geçişler yapıyor.

Stanley Kubrik’in mesleği fotoğrafçılık’tır. Bir video veya bir film hızlı bir şekilde gösterilen sabit fotoğraflardan oluşur. Aynı zamanda kitap okumayı seven Kubrik’in en çok sevdiği hobisi satranç oynamaktır. Kubrik’in fotoğrafçılıktaki bakış açısı ve santranç oynarken kullandığı zekası ve detayların üzerinde özenle durması, okuduğu kitaplardaki çarpıcı hikayeler belki sinema tarihinin en ilginç yönetmelerinden biri olmasında katkısı olmuştur...

İlk filmi 1953’deki Fear & Desire’ı çekmesi için babası kendi hayat poliçesini bozdurup oğluna destek olmuş... Ailesinin desteği alan Kubrick, kendisi de hayatı boyunca ailesine düşkün eülenceli bir olmuş. Belki de ailesi sayesinde özgüveni yüksek, mizah anlayışı olan, sızlanmayan ve şikayet etmeyen biri olmuş.

Sadece onunla çalışanlar, Kubrick'in titizliği ve detaylıcığı sebebiyle sıkıntı yaşamışlar. Kubrick, hemen hemen hiç bir projesinde zamanı dert etmeden, tamamen içine sindinten sonra filmlerini tamamlamış.



Hem Alman hayat arkadaşı ile tanıştığı hem de ilk defa sesini duyurduğu film olan Paths of Glory’nin başrol oyuncusu Kirk Douglas’tır. Üç sene sonra dört dalda Oscar alan meşhur film Spartacus’ün yönetmen koltuğuna oturması, filmin aynı zamanda yapımcısı olan Kirk Douglas sayesinde olmuştur. Bu film onun ününü sağlamlaştırırken, bu deneyimde daha önemli bir şey öğretmiştir: 
Bir daha asla son sözü söylemediği hiç bir projede çalışmayacaktır.
Her filmini eşsiz bir proje olarak ele alan Kubrick insanlığın tüm ‘olumsuz’ olarak nitelendirilen tüm yanlarını alır ve yansız, çıplak bir şekilde sahneler... Bu tüm durumlara rağmen umut olduğunun gizli mesajıdır ancak çoğu zaman anlaşılmaz Kubrick ve ağır bir şekilde eleştirilir.



İlk bomba 1962 yılında, o döneme göre radikal olan film “Lolita"dır. Bir dalda Oscar’a aday gösterilen filmde James Mason ve Sue Lyon yer almıştır. Yetişkin bir adamın genç bir kızla olan yakınlaşmasını konu alan film dönemin en cesur filmlerinden olur.



İki sene sonra ise Peter Sellers ile çok eğlendikleri, biraz absürd olan nitelendirilen Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb, bu kez dört dalda Oscar’a adaydır. Soğuk savaş döneminde, potansiyel bir nükleer savaşı ile dalga geçen filmde Peter Sellers canlandırdığı bir çok karakter ile muazzam bir performans sergilemiştir.



Dört sene aradan belki de Kubrick’in en ünlü filmlerinden biri olan ve bir dalda Oscar ödülü kazanan 2001: A Space Odyssey, tarih öncesini ve geleceğin ötesini inanılmaz izleyici ile buluşturur. Belki hepimizde olduğu gibi ilk defa seyredildiğinde anlaşılmayan film, Kubrick’in henüz dünya’nın uyazdan nasıl gözüktüğünün bile bilinmediği 1968’de asrının ötesinde bir yönetmen olduğunu ispatlamıştır.



1971 yapımı, A Clockwork Orange, belli ki Kubrick’in en sert ve fazlaca eleştirilen filmi olur. 4 dalda Oscar’a aday gösterilmesine ve gişe rekorlarına rağmen Kubrick’in filminin özellikle gençleri şiddete teşvik ettiği gerekçesiyle suçlanır. Özellikle İngiltere de olan şiddet olaylarının sebebi olarak bu film gösterilir. Kubrick dağıtımcı firma olan Warner Bros’dan filmin gösterimini durdurmasını ister ve başarılı olur. Bu da bir yönetmenin ne kadar işine hakim ve Warner Bros gibi bir firmaya sözünü dinletebildiğini gösterir.



Beş yıl sonra Kubrick, çok özenle çektiği 7 dalda Oscar’a aday gösterilen ve dördünü kazanan filmi Barry Lyndon’ı çekti. Bu filmi de çok uzun ve skıcı olarak yorumlandı. Ancak dönemi canlandıran en iyi filmlerin başında gelen Barry Lyndon, mum ışığında F0.7 lense ile çekilmiş ve kötü sahne bir tabloyu andırmaktadır. Kubrick renk ve ışıkla oynamakla ilgili hüneri bir kez daha göstermiştir.



1980’de ise en gerilim Kubrick filmi olan The Shining, Stephen King’in romanından beyaz perdeye aktarılmıştır. Belki de sıradan olabilicek bir korku filmi, Jack Nicholson’ın da müthiş performansı ile bir klasik olmuştur. 



Yedi senelik aradan sonra 1987’de çektiği Full Metal Jacket, bir dalda Oscar’a aday olurken, askerlik ve savaşı iki bölümde, tüm çıplaklığı ile izleyiciye ulaştırır. 



Son olarak Eyes Wide Shut filminde, Kubrick cinselliği konu alarak insanlığın analizini tamamlamıştır. Tom Cruise ve Nicole Kidmann’ın harika performansları 14 ay çalışmanın sonucunda ortaya çıkmış.

Mütevazi, ailesine düşkün, işine özen gösteren, her bir yapıtını benzersiz ve kendi dilediği gibi yapan Kubrick’in hayat hikayesini izlemek bir keyif...

Filmlerini anlayan, anlamayan, seven, eleştiren herkes bu filmleri birkaç kez seyredin, mutlaka farklı bulacaksınız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder