25 Mayıs 2017 Perşembe

Hayat ve Anlam

Evrende her şey iç içedir. Görebildiğimiz en ufak parçanın bile tüm sistemin içerisinde bir etkisi mutlaka vardır. Yaratılış çevremizde gördüğümüz her parçayı ve her şeyi mümkün kılar; bedenimizi, zihnimizi, ağaçları, rüzgarı ve tüm dünyayı...

Derinde tüm bu mekanizmayı yöneten işleyiş her zaman hareketli ve karmaşıktır – kaotiktir... Kaos teorisi bunu anlatmakta en yakın bakış açılarından biridir. Neden karmaşık veya kaotik? Bu durum, her şeye anlam bulmaya çalışan, nedensellik aşığı zihnimize karmaşık gelir... Öte taraftan baktığımızda ise buna “Düzen” de diyebiliriz.


Düzen hareketli ve dinamik olduğundan dolayı, her şey gelip geçer... Hiç bir şey kalıcı değildir. Hiç bir deneyim sonsuza kadar sürmez... Hayatımız da gelip geçecektir. Sabit kalmayan bir dünyada, hiç bir şey sahip olmak da mümkün değildir. Öte yandan sahip olmak, bir yere varmak amacıyla güdülenmiş zihin için bu son derece hayal kırıklığı yaratacak bir durumdur. Sadece yaşamak, zihin için yetersizdir. O sadece bir neden ve dolayısıyla bir hedef ile beslenir. Hedef hedefi kovalar ve bir de bakar ki hayat sona ermek üzeredir... Tüm bu çabalar sonucunda elde edilen maddi veya manevi başarılar anlamsızlaşmaya başlar. Belki sağlık elden gitmiştir... Belki de zaman...

Henüz hayatımız bitmeden, sadece oturup bakalım: Ne olursa olsun, zamanlamasını bilmesek de bu yaşam deneyimi bir gün bitecek... Tutunduğumuz olumlu-olumsuz ne varsa burada kalacak... O halde zihnimize baktığımızda çok temel bir çalışma prensibi görürüz.
Zihin geçmiş deneyimlere bakarak hayıflanır ve geçmişin gölgesinde gelecek endişelerini yansıtır...
Oysa ki, hiç düşünmeden sadece oturup baktığımızda fark ederiz ki, “şu an” olmayan hiç bir zaman diliminde yaşamadık. Zaman yolculuğu mümkün olmadığına göre, sadece geçmiş ve gelecek arasındaki aralıktayız hep...

Bilimsel olarak bakarsak, her şeyin farklı frekanslarda titreşen enerjiden oluştuğunu kavrayabiliriz. Kuantum fizikçileri için ‘madde ve konum’ kelimelerinin pek bir anlamı kalmamıştır; onlar için yeni kelimeler ‘enerji ve ilişkiler’dir.. Enerji için ışık kelimesini de kullanabiliriz. Hepimizin kendimize ait dünyası, bu ışığın kişisel perdede yarattığı film gibidir... Filmin yönetmeni olmak bir seçenektir; filmin içinde, perdenin üzerinde kendini “kişi” sanan oyuncu olmak diğer bir seçenektir...


Zihin perdede oyuncu gibidir. Zihnimiz çok aldatıcı olabilir. Ona çok fazla güvenmek ne kadar doğrudur? Zihin nedir? Zihin sürekli midir? Zihin hatıralar ve alışkanlıklar demetinden başka ne olabilir?  Tam bir hafta önce bu saatte ne yapıyordunuz? Ne hissediyorsunuz? Bunu hatırlamak imkansız gibidir... Hatıralar kesik kesiktir. Aynı zamanda hikayesel anılar ise beyin tarafından devamlı makyajlanır yani ufak değişikliklere uğrar. Kendimiz zihnimizde oluşan duygu ve düşünceler ile tanılıyorsak, gerçekten biz kimiz? Fasılalı yanıp sönen bir fener lambası mı, yoksa ölümden sonra da varlığını sürdürecek bir şey mi?

Hayat ancak özgür olduğumuzda yaşanabilir. Özgürleşme ise kendimize inandırdığımız fikirlerden, duygulardan kurtulduğumuzda mümkün olur. Zihin ile özdeşleşme bittiğinde özgür olabiliriz.  Zihnimizi gözlemlemeye başlayıp, gelip geçen düşüncelere cevap vermezsek, bir süre sonra onun sakinleşmeye başladığını görürüz... Kazanılan kalıcı anlayış, kim olduğumuzu hatırlamak için zemin hazırlayacak ve bir lütuf olan nefesi gerçekten içimize çekebileceğiz... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder