12 Mayıs 2017 Cuma

Hayatta Sizin İçin Neler Önemli?


Hayat çok mı kısa? Yoksa uzun mu? Zamanın göreceliğini bulan bilim insanları aslında çok önemli psikolojik ve ruhsal bilgilere ilham veriyorlar. Her şey gibi, zaman da göreceli... Keyifsiz ve acı dolu zamanlar bir türlü geçmezken, çok keyifli ve mutlu anlarımız hızlıca akıp gider. Ancak ne olursa olsun, bir de bakmışız ki yıllar hızla geçiyor. Tüm bunları yılbaşı, doğum günü veya diğer hayatımıza damgasını vuran günlerde hatırlıyoruz. Sonuçta hepimiz hayatın bir şekilde hızla geçtiğinin farkına varıyoruz. O halde, sadece yılda bir iki kere değil, sık sık hayatımızın ne ile geçtiğine bakmakta fayda var... Aksi takdirde bize sunalan hayat planını takip, rekabet ve planlı oyunların oynandığı bir dünyada bulabiliriz kendimizi. Hep daha fazlasını isteyen ve asla doymayan bir zihin yapısı bizi ele geçirebilir...

Sistem, sahip olma üzerine kurulmuştur: İster araba, ev, yat, para gibi materyalist olsun, ister pozisyon, itibar, güç, şöhret gibi soyut kavramlar olsun, insanların sistem içerisinde çalışıp tüketmesi ve tekrar tüketmesi üzerine kurulu bir oyun...

Belki de artık bunlara itibar etmeyip, daha ulvi konulara sahiplenmiş de olabilirsiniz. Aile, çocuklar, arkadaş çevresi, gönüllü kuruluşlar, meditasyon ve daha niceleri... Tüm bunlar son derece anlamlı, değerli, ahlaklı da gözükse altında sahiplenme, tutunma ve kendini bunlarla tanımlama varsa, bir önceki durumdaki sahiplenmeden çok da farklı değildir. Sadece daha güzel bir kostüm dikilmiştir üzerimize...


Biriktirdiğimiz anılar bile olsa, bu bile bilgi ve deneyim koleksiyonundan başka bir şey değildir. Bilgi ve deneyimler sadece geçmişe ait oldukları için bize yeni ve yaratıcı bir yaşama veremezler... Tüm hatıra ve bilgiye olan bağımlılığımızı bırakmak, tüm korkuları da bırakmak anlamına gelir... Korku, acıların kaynağı olduğundan dolayı, korkulardan özgürleştiğimizde gerçekten yaşamaya ve sevmeye başlayabiliriz.

Hayatımızı dolu dolu yaşayabiliriz. Bunu yaparken kafalarımızı en fazla kurcalayacak dört ana konu üzerine yoğunlaşalım; amaç, zaman, sağlık ve ilişkiler...

AMAÇ
İşe bize öğretilmiş tüm amaçları bir yana koyarak başlayabiliriz. Ne yapıyorsak bir kaç günlüğüne o işleri bırakalım ve kendimize soralım. Kesin bir tarihte öleceğimizi bilseydik ne yapardık? Şu anda yaptıklarımız gerçekten bizi mutlu ediyor mu? Yoksa zorunluluktan veya başka bir güdüyle mi yapıyoruz? Sakın acele etmeyelim; sabırla bakalım. Yazmak da bizi zihnin düşünce labirentlerinin içerisinde kaybolmaktan koruyacaktır. Bu sorulara yanıt verirken çocukluğumuzu ve ebeveynlerimizi sık sık aklımıza getirelim, çünkü aile dinamiklerimiz hayatımızı derinden etkilemektedir.

Eğer hiç bir amacımız olmasaydı, hangi yeteneklerimizi kullanırdık, hangi konulardan keyif alıyoruz? Bizim kolaylıkla ve neşeyle yaptığımız neler var? İşte bu noktada bulunan “nedenimiz” hayatımızın lokomotifi durumuna gelirse, bu konuda hem ilerler hem de bizimle aynı nedeni paylaşan kişiler ile beraber yol almaya başlarız...


ZAMAN
Psikolojik olarak yaşadığımız zaman dilimi her zaman şimdi olsa da, kronolojik bir zaman var ve bu zamanı nasıl geçirdiğimizi belirlemek bizim elimizde... Öncelikle gün ve gün bir haftamız nasıl geçiyor? neler yapıyoruz? Yazmak bu konuda da faydalı olacaktır. Nelere ve kimlere öncelik tanıyoruz? Hiç yapmayı tercih etmediğimiz durumları nasıl azaltabiliriz? Bazı durumda “hayır” diyebiliyor muyuz? İnsanları hiç bir zaman “hayır” diyemiyorsak, bunun altında ne yatıyor; oturup gözlemleyelim... Derine ve ötesine bakalım.

Diğer bir önemli soru ise: “Almayı biliyor muyuz?”
Almak ve vermek dengeli olmazsa, devamlı verin ve sonunda yoruluruz. Özellikle iş ortakları, sevgili, eş veya arkadaşlar arasında alma-verme dengesi olmak zorundadır.

Zamanı nasıl kullandığımızda genel kategoriler de işimize yarayacaktır. Ailemiz, sevgilimiz, işimiz, sağlığımız, hobilerimiz ve kendimiz için vakit ayırıyor muyuz? Ayrılan süreler yeterli mi? Hobilere vakit ayırmak kendimize vakit ayırmak demek değildir... Gerçekten kendimize vakit ayırıp ruhumuzu besliyor muyuz? Başka nelere vakit harcıyorsunuz? Aşırı yemek, sosyal medya, televizyon, sigara, kahve, kumar veya her şeyin fazlası... Genelikle bu tip konularda kendimizi kandırma eğiliminde olabiliriz; başkalarında gördüklerimizi kendimizde görmekte zorlanırız. Ya kendimize çok dürüst olacağız ya da güvendiğimiz bir yakınımızdan destek alacağız...

Zaman için yapılan çalışmanın bir benzeri de, gelir kaynağımızın nasıl harcandığına göre yapılabilir. Hangi etkinliğe ne kadar bütçe ayırıyoruz? Bu iş, gelir ve zaman denklemi için gereklidir...


SAĞLIK
Sağlık her zaman kaybedilince önem kazanır. Artık yumurta ve kapı hikayesini değiştirmeyi arzuluyorsak, öncelikle bedenimizin psikolojimizden fazlasıyla etkilendiğini anlamalıyız. Tüm fiziksel rahatsızlıkların sebebi psikolojik sebeplere dayanmaktadır. Psikolojimiz ise bizim hayata bakış açımız ile değişir. Kendi yaşadıklarımıza ve ailemizin kaderine bakıp oluşturduğumuz derin anlayış bizim psikolojimizi etkiler. Anlayışımızı geliştirmek için bir araç vardır; hem birey olarak kendimiz, hem içerisinde bulunduğumuz aile sistemi üzerinde çalışma anlayışımızı geliştirir.

Daha sonra doğal olarak, çevre, beslenme, kilo ve spor gelir... En önemli konulardan biri de ne yediğimizdir. Yediklerimizin bir kısmı bedenimizin bir parçası olur. İnsan midesi ortalama 250 gram yiyecek alabilir. Yemek yerken, beynimize doyma sinyali biraz gecikmeli olarak gider. Bu sebeple yavaş yemek yemek veya yedikten sonra biraz beklemek gereksiz tüketimi engelleyecektir. Fazla yemek sağlıksız bir kilo yaratacağı gibi, fazla alınan yiyeceğin hazmı için beden ekstra enerji harcar.

Bu dünyayı bedenimiz aracıyla yaşamaya geldik. Bedenimiz tonlarca işlemi bizim haberimiz bile olmadan gerçekleştiren muhteşem bir sistemler galaksisi... Onun bilgeliğini anlamalı ve onu dinlemeliyiz... Her şeyin ötesinde, iki şeye ihtiyaç var:  Nefes ve Su...

İLİŞKİLER
Fizikçilerin çarpıcı keşiflerinden biri de şudur: Evrendeki her şey enerjiden oluşur ve her şey birbiri ile bir şekilde bağlıdır. Atom altı dünyaya inildiğinde enerji ve ilişkilerden başka bir şey kalmaz. Zaman ve mekan bile yoktur artık.

Her şey birbiri ile bu kadar bağlıyken, iki yokken, biz ilişkilerimizde nasılız? Ayrık ve dışlanmış mı hissediyoruz? Dedikodu, varsayım, etiketler ve yargılamalar etrafımızı sarmış mı? Sağlıklı diye düşündüğümüz kişilerle yeterli bir şekilde zaman geçiriyor muyuz? Bu zaman içerisinde gerçekten orada mıyız? Yoksa zihnimiz bizi geçmiş veya gelecek illüzyonları ile meşgul mü ediyor? Zihni oyalayacak bir şey yapmadan durabiliyor muyuz? Aklımızdan cevabı düşünmeden dinleyebiliyor muyuz? İnsanların gözünün içine bakarak konuşuyor muyuz? Gerektiğinde dokunabiliyor muyuz?


Yoksa sadece “benim” mi önemli olan? Benim arkadaşım, sevgilim, çocuğum, ailem, takımım... İlişki ne olursa olsun, “benim” önemli bir güdü ise, ortaya sahiplenme çıkar. Sahiplenme, kaybetme korkusunu beraberinde getirir. Hangi şartlarda olursa olsun, her ilişki eninde sonunda bitecektir... Belki ölene kadar sürer, ancak bu da bir nihai sondur... Korkunun olduğu yerde ise sevgi olamaz; bağlılık yerini bağımlılığa bırakır. Bağımlı bir ilişkide ise denge kaybolur; karşılıklı olarak birbirini beslemek yerine herkesin korku ile ortaya çıkan oyunlar oynanmaya başlar. Kaybetmekten korktuğumuz ilişkiyi, bu korkudan dolayı hiç yaşamayız.
İlişkiler birbirini tamamlayan parçalar gibi değil, birbiri ile dans eden iki insan gibi olmalıdır...
SONUÇ
Bu hayata gelirken etrafımızdaki koşulları ve şu ana kadar başımıza gelen olayları değiştiremeyiz. Ancak bunlara olan tepkimizi, tavrımızı ve bakış açımızı değiştirebiliriz. Bundan sonrası içinde büyük bir sistemin parçası olarak kendi özgürlüğümüzü kazanabiliriz. Korkudan ve onun kaynağı olan zihni anlayarak ve ondan özgürleşerek...

3 yorum:

  1. İlgiyle okudum yazınızı, ne yaparsak yapalım zamanda geriye dönüp baktığımızda; "Ne de çabuk geçti!" diye hayıflanmadan edemiyoruz her zaman. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolu dolu günler diliyorum. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle :)

      Sil
  2. Çok doğru noktalar gerçekten. Teşekkürler anımsatmalar için

    YanıtlaSil